Dünyevi Zevkler Bahçesi

Sırrı olan şeyler vardır yaşamımızda. Genç ve heyecanlı iken şifresini çözmeye çalıştığımız, şu pek bir hevesli hallerimizden. Bazısının peşine takılıp anlamlandırma çabası içine gireriz, kimisinin sır olmasıdır kıymetli olmasını sağlayan deyip çok da eşelemeyiz. Mutluluk bunun neresindedir? Var mıdır sırrını çözebilen. Bir anne çocuğun gülümsemesinde bulur onu, bir çocuk bir pamuk şekerinde. Hedonistler felsefenin içinde bir yerde demiş mutluluğa. Bir aşık sevdiğinin gözlerinde. O çocuğu mutlu eden pamuk şekeri ya da yaşlı birinin minik bir tebessüm ile kahkaha atabilmesi artık beni mutlu etmezken onları etmesi nedendir? Yolun başında olmanın masumiyeti ve sona yaklaşımın vurdumduymazlığı mı?

Geriye çekilip etrafıma baktığımda farklı şekillerde mutlu olma mücadeleleriyle yüzleşiyorum. Bir şekilde hepimizde klostrofobi had safhada. Çoğu insanda yalnız kalma korkusu almış başını gidiyor. Başkalarının yanında kendini daha güçlü hissetme yahut kalabalıklara karışınca hem kendine hem de etrafındakilere karşı sorumluluğunun azaldığını düşünme durumu mevcut. İşin acı yanı o kalabalıkların içinde aslında anlamsız yalnızlıkların yaşandığının farkında olamayışlarında. Korkunç bir telaş içinde, birbirleriyle fiziken yan yana fakat her köşede birbirinden bir haber farklı  serzenişler içindeler . Bakarsan hiçbir şeyin akıp gitmediğinin, her şeyin akışı kestiğini fark edersin. Tam anlamıyla bir mekan hezeyanı aslında. Dağınıklık, birbirinden bir haber heyecanlar, ama sözde kalabalıklar…

Bunun aksine yolda tek başına yürümeyi seçenlerimiz de var. Mağarasına bir başkasını almanın tedirginliğini yaşayıp bir başkasının onu yoracağından dem vuranlar. Öyle duvarlarla örülüdür ki etrafları bir pencere açmana izin vermeyecek korumadadırlar. Peki gerçekten hangi taraf daha mutlu? Başka tür bir ilişki kurabilir mutluluğu gerçekten kavrayabilen kaç insan var etrafımızda? Mutluluk tüm bunların farkında olmak mı? Yoksa farkındalığın üzerine sindirdiği kedere rağmen vazgeçmemeyi bilmek mi? Üzüntüsü geçebilir bir insanın ama keder öyle bir fırsat sunmaz insana. Onunla birlikte yaşayabilmeyi öğretir sana bir zaman sonra. Yaşamak için mecbur kalırsın. Ne kadar un ufak etmeye çalışsan da anlık unutuşların sonucunda yüzündeki tebessümde o da olacak. Ama asla mutlu olmaktan vazgeçmemeli insan. Onca kedere rağmen tebessümün vazgeçemediğim olmalı. Düştüğünde sarıldığın inancın. Çünkü aslında o inanç edimin umudundur senin. Ve ancak mesafeleri kat edip yaklaştıkça bize sunulan o dünya resminin saçmalığını reddedebileceksin. Kim bilir belki bu direnişin o saçmalığın geçersizliğini duyuran olacak. Belki de en çok kendin için yitirmediğin umudun.

Juan Gelman’dan bir alıntıyla sözlerimi sonlandırıyorum.

Ölüm geldi hatıratıyla

Biz tekrar başlayacağız,

Tekrar başlayacağız,

Tekrar başlayacağız biz.

Dünyanın büyük yenilgisine karşı

Biz yoldaşçıklar asla tükenmeyen ,

Ya da yanmayan ateş gibi hafızada

Tekrar, tekrar, tekrar!

Yazar Hakkında
Toplam 8 yazı
Göksu Samar
Göksu Samar
Yorumlar (Yorum yapılmamış)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

×

Bir Şeyler Ara