<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tarihsel Analiz arşivleri - Ütopik Dünya</title>
	<atom:link href="https://utopikdunya.com/category/tarihsel-analiz/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://utopikdunya.com/category/tarihsel-analiz</link>
	<description>Ütopyanın İzinde, Sınırları Aşan Düşünceler</description>
	<lastBuildDate>Sat, 07 May 2022 11:45:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.3</generator>
	<item>
		<title>1984 DİSTOPYASININ DOĞRULANMASI: GULAG -2-</title>
		<link>https://utopikdunya.com/1984-distopyasinin-dogrulanmasi-gulag-2.html</link>
					<comments>https://utopikdunya.com/1984-distopyasinin-dogrulanmasi-gulag-2.html?noamp=mobile#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Volkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Dec 2021 18:10:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Politik Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihsel Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Göz altı]]></category>
		<category><![CDATA[Gulag]]></category>
		<category><![CDATA[Narodnik]]></category>
		<category><![CDATA[Rus Halkı]]></category>
		<category><![CDATA[SSCB]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://utopikdunya.com/?p=1581</guid>

					<description><![CDATA[<p>NEDEN BAĞIRMIYORUZ ? NEDEN İTİRAZ ETMİYORUZ ? SOLJENİTSİN romanındaki en enteresan sorular bu harflerle yükseliyor. Bu soruları yaşanmış gerçek anektodlardan biriyle anlatmaya devam eden yazarın sorularını anlamak için anektoda bakalım öncelikle: Gizli Servis&#8217;ten (NKVD veya İç işleri Halk komiserliği olarak bilinir.) iki Çekistin Serpukhov meydanında gündüz vakti yaşlı bir kadını göz altına almaya çalışırken yaşlı...</p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/1984-distopyasinin-dogrulanmasi-gulag-2.html">1984 DİSTOPYASININ DOĞRULANMASI: GULAG -2-</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center"><strong><em>NEDEN BAĞIRMIYORUZ ?</em></strong> </p>



<p class="has-text-align-center"><em><strong>NEDEN İTİRAZ ETMİYORUZ ?</strong></em> </p>



<p>SOLJENİTSİN romanındaki en enteresan sorular bu harflerle yükseliyor. Bu soruları yaşanmış gerçek anektodlardan biriyle anlatmaya devam eden yazarın sorularını anlamak için anektoda bakalım öncelikle:</p>



<p>Gizli Servis&#8217;ten <em>(<strong>NKVD</strong> veya İç işleri Halk komiserliği olarak bilinir.) </em>iki Çekistin Serpukhov meydanında gündüz vakti yaşlı bir kadını göz altına almaya çalışırken yaşlı kadının çığlık atmasıyla gizli servis ajanlarının etrafına toplanan kalabalık yaşlı kadının göz altına alınmasını engellemişlerdir. Bunun üzerine ortamı terk eden gizli servis; kadını gece vakti yalnız başına yakalayıp Gulag esir çalışma kamplarına postalamışlar.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img fetchpriority="high" decoding="async" src="https://f4.bcbits.com/img/a1624860213_10.jpg" alt="nkvd symbol ile ilgili görsel sonucu" width="573" height="573"/><figcaption>NKVD:Narodnıy komissariyat vnutrennnih del</figcaption></figure></div>



<p>Kitabın içerisinde bu anektottan sonra geçen şu cümle; Sovyet toplumundaki Stalin diktasının halkı zorbalık ve korkuyla nasıl sinsice itaate zorladığını göstermektedir:</p>



<p class="has-text-align-center"><strong><em>&#8221; They can&#8217;t work in public eye&#8221;</em></strong> </p>



<p class="has-text-align-center">&#8221;<strong><em>Halkın önünde çalışamazlar&#8221;</em></strong></p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" src="https://sovereignukraine.files.wordpress.com/2015/07/nkvd-assault-on-woman.jpg?w=590&amp;h=325" alt="nkvd arrests ile ilgili görsel sonucu"/></figure>



<p>Gizli Servis bu motto ile halkın kalabalıktan aldığı gücü engellemek için yargısız, sistematik düşünce zorbalığını gizlice devam ettirmiştir. Kimsenin kimseye yardım edemeyeceği vakitlerde ve mekanlarda göz altına alınmalar devam etmiş. Gece ansızın göz altına alınan kişi parmak uçlarında apartmanlarından indirilmiş ve sessiz ol itaatlerine uymuşlardır. Öyle ki ancak sabah uyandığınızda yan dairenizdeki komşunuzun bir daha göremeyeceğiniz sürgünü yaşadığını fark eder olmuşsunuz. <em>Peki neden tüm apartmanı kaldıracak çığlığı atamaz hale geldiler bu insanlar? Sırasıyla evlerinden, karakola, tren garlarına ve Gulag kamplarına gitme sürecinde neden çığlık atıp yardım istemedi halk? Neden kalabalığın gücünü kazanamadılar? Neden direnemediler?</em></p>



<p>Çünkü karşılarında Ekim Devrimi sırasında Çarlığı kalabalığın gücüyle deviren Bolşevikler vardı. Bolşevikler; Komünizm&#8217;in verdiği söylemler ile topluluğun kalabalığın gücünü çok iyi analiz etmiş ve kullanabilmiş bir sınıftı. Bu sebeple iktidara geldiklerinde toplum gücünü öne çıkarırken parti içi kendi iktidarını kuvvetlendiren üst sınıf Parti bireyleri, kişisel çıkarlarını toplum ve komün yalanları arkasında gizlediler. Bireysel belirsiz göz altı hamleleri ile de toplumsal dayanışmayı adım adım kırarak tüm topluma bir var oluş korkusu aşıladılar. Böylelikle kendi var olma mücadelesini kaybeden Rus halkı Çarlığa karşı birlik olduk ve kazandık söylemlerine mecburen inanmak zorunda kaldı. Oysa Çarlık devrilince yerine geçen üst makamlardaki Partililer yeni bir sınıf oluşturdu ve halkı her zamankinden çok daha sert ve acımasız bir şekilde sömürmeye ve ezmeye devam etti.</p>



<p>Rus halkı neye uğradığını tam anlayamadığı süreçte Gulag&#8217;ta esir oldu. Umut ile itiraz etmediği takdirde aklanacağına inanıyorlardı. Çünkü akıl işi değildi hapsedilmeleri. Hiç bir suç işlemeden esir edilen kamplarda çalışan bir halk kesimi; Stalin ve Stalin değerlerinin putlaştırılmaları sebebiyle yok edildiler. Fikir özgürlüğünün öldüğü Sovyet tiranlığında devlet ve parti kademeleri (Tek komünist parti=Devlet=Tüm halk) iyice yozlaşınca halk yargısız infazların altında iyice ezilmeye başladı. </p>



<p>Muhalefet yoksunluğundan dolayı İktidarı elinde bulunduran Komünistler hiç eleştirilememenin verdiği güçlü her geçen iplerini iyice kopardılar. Hata yaptıklarında, suç işlediklerinde, yasayı çiğnediklerinde parti kanunlarını da istedikleri gibi eğip büktüler. Yargının bağımsızlığı söz konusu değildi. Çünkü herkes partiliydi. Yasama bağımsızlığı ve yürütme bağımsızlığını da söz konusu olmadığı için kelimenin tam anlamıyla istedikleri gibi at koşturdular. (1984 distopyasında sürekli değiştirilen ve yakılan gazete ve yasa haberlerini hatırlayın!)</p>



<p>Susturmak istedikleri zaman, istedikleri kişiyi ötekileştirdiler. Ajanlıkla suçladılar. Kapitalist olmakla itham ettiler. Esir kamplarına yolladılar, öldürdüler. İşin en ironik tarafı ise halkı ezen bu Nomenklatura sınıfı gücünü halktan aldığını söyleyip kendini halk olarak tanımlamaktaydı.</p>



<p>Tüm bu datalardan sonra güç arzusunun insan benliğini nasıl ele geçirdiğine dair sorular yükseliyor zihnimde. Tüm olması gereken oluyormuş gibi sanki. Hayatımın her anında insanın güç zehirlenmesini tarafından nasıl çürüdüğünü görüyorum. Sosyal hayatımın aktığı dünya gerçekliği bile tüm bu yaşananların bir yansıması sanki. Gücü bir parça ele geçiren insan; sahip olduklarını kaybetmemek için en başta kendisini var eden tüm değerleri bir anda eğip bükmeye başlıyor. Eğip bükme sonunda ortaya çıkan insan bir anda arketipinin celladına dönüşüyor. </p>



<p class="has-text-align-center"><strong>YAŞAMAK, UĞRUNA ÖLEBİLECEĞİN DEĞERLERİN VARSA YAŞAMAKTI !</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong> UNUTTUK&#8230;</strong></p>



<figure class="wp-block-embed-youtube wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Celladıma Gülümserken - İsmet Özel &amp; Max Richter" width="1300" height="731" src="https://www.youtube.com/embed/3rzrbGcbBac?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p><br></p>



<p><br></p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/1984-distopyasinin-dogrulanmasi-gulag-2.html">1984 DİSTOPYASININ DOĞRULANMASI: GULAG -2-</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://utopikdunya.com/1984-distopyasinin-dogrulanmasi-gulag-2.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;İlk Sanayi İnkılabı &#8211; Phyllis Deane&#8221; Kitap Analizi ile Sanayi Devrimi</title>
		<link>https://utopikdunya.com/ilk-sanayi-inkilabi-phyllis-deane-kitap-analizi-ile-sanayi-devrimi.html</link>
					<comments>https://utopikdunya.com/ilk-sanayi-inkilabi-phyllis-deane-kitap-analizi-ile-sanayi-devrimi.html?noamp=mobile#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Volkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Jul 2020 08:07:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Nüfus]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihsel Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[ilk sanayi inkılabı]]></category>
		<category><![CDATA[İlk sanayi İnkılabı - Phyllis Deane]]></category>
		<category><![CDATA[Phyllis Deane]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi devrimi ve toplumsal çatışma]]></category>
		<category><![CDATA[Vaatler ülkesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://utopikdunya.com/?p=2629</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cambridge üniversitesinde verilen iktisat derslerinden doğan İlk sanayi İnkılabı &#8211; Phyllis Deane kitabını incelerken İngiltere’de sanayileşme sürecinde yaşanan sosyal ve ekonomik yapıdaki değişimleri irdeleme fırsatını buluyoruz: &#160;Öncelikle İlk sanayi İnkılabı &#8211; Phyllis Deane kitabında demografi, tarım, ticaret, taşıma inkılapları, pamuklu ve demir-çelik sanayisinin sanayileşen Ingiltere’deki önemi; işgücünün, sermayenin, bankaların, devletin rolleri ve ekonomik dalgalanmalar ile...</p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/ilk-sanayi-inkilabi-phyllis-deane-kitap-analizi-ile-sanayi-devrimi.html">&#8220;İlk Sanayi İnkılabı &#8211; Phyllis Deane&#8221; Kitap Analizi ile Sanayi Devrimi</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Cambridge üniversitesinde verilen iktisat derslerinden doğan İlk sanayi İnkılabı &#8211; Phyllis Deane kitabını incelerken İngiltere’de sanayileşme sürecinde yaşanan sosyal ve ekonomik yapıdaki değişimleri irdeleme fırsatını buluyoruz:</p>



<p>&nbsp;Öncelikle <strong><mark>İlk sanayi İnkılabı</mark> &#8211; <mark>Phyllis Deane</mark></strong> kitabında demografi, tarım, ticaret, taşıma inkılapları, pamuklu ve demir-çelik sanayisinin sanayileşen Ingiltere’deki önemi; işgücünün, sermayenin, bankaların, devletin rolleri ve ekonomik dalgalanmalar ile toplumdaki hayat standartları üzerinde sanayileşme boyunca yaşanan değişimler, bu değişimlerin yaptığı etkiler; sınıf çatışmaları üzerinden irdelenmiş.&nbsp;</p>



<p><strong><mark><mark>İlk sanayi İnkılabı</mark></mark> &#8211; <mark><mark>Phyllis Deane</mark></mark></strong> kitabı boyunca Profesör Rostow’un modern gelişim tezi ile İngiltere’nin sanayileşme sürecindeki benzerlikleri ve farklılıkları karşılaştırılırken bir taraftan Adam Smith’in liberalizm politikasının İngiltere’de nasıl taraftar bulduğunu görüyoruz. Ancak &#8220;laissez faire&#8221; tezine ters olarak İngiliz devletinin yeniden kendini düzenleyerek İngiltere’de milli sanayiye yaptığı yasalar ile müdahalelerin ve sınıflar arasındaki çatışmalardan doğan yasal düzenlemelerin Ingilizlerin sanayi tecrübelerinde ne denli etkin olduğunu anlamaktayız.</p>



<h2 class="has-text-align-center wp-block-heading"><em><strong>Tarım ve sanayi ışığında sınıf mücadelesi; Hububat Yasası</strong></em></h2>



<p>Devrimin ilk yıllarında tarımın etkin ekonomik sektör olarak yaygın olduğu İngiltere’de iklime bağlı olarak görülen dalgalanmaların İngiliz sanayisindeki etkilerini gördük. Zamanla şehirleşen ve proleterleşen İngiliz halkı sanayi sektörü için önemli bir potansiyel haline gelmiştir. Topraktan kopmalar sonucu burjuva sınıfı bu emek gücünü kullanarak 18.yy İngiltere’sinden gücünü hissettirmeye başlamıştır. </p>



<p>Örneğin Adam Smith’in üzerinde durduğu Hububat yasası üzerinden toprak sahibi olan Aristokrat sınıfı ile yatırımlarla sanayi atılımları yapan banker, tüccar, sanayici burjuva sınıfının İngiltere’de karşı karşıya geldiğini görmekteyiz. Hububat yasası temelde toprak sahibi olanların haklarını korumak üzere İngiliz aristokratlarının desteği ile çıkmış bir yasaydı. Ülkeye ithal hububatın girmesini engellemek için özel vergiler konarak yerel üreticinin ürettiği hububatın fiyatlarının düşmesi engellenmeye çalışılmıştı. Ancak sanayisi için hububatı ham madde olarak kullanan burjuva sınıfı; ham madde maliyetini düşürebilmek için ucuz amerikan malını ülkeye sokmak niyetindeydi. Çünkü hububattan üretilen ekmek fiyatlarının yükselmesi burjuvanın işine gelmemektedir. Proleter sınıfının Çartist hareketler gibi ayaklanmaları burjuvanın varlığını tehdit ettiği gibi aynı zamanda ham maddeyi yerli üreticiden aldığı için burjuvanın kar marjında kayıplar yaşamasına sebep olmaktaydı. Bu sebeple Burjuva toprak sahibi olan Aristokrasi ile karşı karşıya gelmiştir. Ancak ucuz ekmek propogandası ile proleteri arkasına alan Burjuva yasanın kaldırılmasını sağlayıp İngiliz toplumu içinde yerini kuvvetlendirmiştir.</p>



<h2 class="has-text-align-center wp-block-heading"><em><strong>Devrimin ilk yıllarında  İngiltere&#8217;nin dönüşen demografik yapısı:</strong></em></h2>



<p>Sanayileşme sürecinde çocuk ve kadın işçilerin kullanılması ile bozulan demografik yapı; makineleşme ile birlikte ilerleyen yıllarda işçi saatlerinde yapılan yasal düzenlemelerle &nbsp;kendine gelmeye başlıyor. Özellikle üretimin kuvvetlenmesi ile kıtlık sorununa çare bulan ingiliz toplumu ilerleyen yıllarda nüfusunu giderek artırmıştır. Bunun yanı sıra İngiliz işçisi kendi çağdaşlarına göre en zengin topluluktur. Ancak Engels bunun görünüşte olduğunu söylemektedir. Genelde artı değer olarak nitelendirilen sanayi gelirinin üst ve orta sınıfın kesesinde toplandığını alt sınıfın bir önceki jenerasyondan bile daha fakir olduğu tezini ortaya sürmektedir.</p>



<p> Açıkçası kitaptaki analizleri karşılaştırınca bende Engels gibi düşünmekteyim. İngiliz toplumunda vahşi kapitalizmin demografik yapıyı ilk yıllarda ezip geçtiği açıktır. Ancak zamanla bu vahşi evreden sonra kendine gelmeye başlamıştır. Bugün artan refahla birlikte İngiltere sosyal devlet karakterine kavuşmuştur. Bu karakterin gereğince halkın yaşam standartlarının geliştirilmesine verilen önem artmıştır. Üstelik bugün Britanya sanayi üretimini &#8220;outsorcing-dış kaynak&#8221; denilen yöntem ile ucuz işgücünün olduğu ülkelerde gerçekleştirmektedir. Eğitim ile giderek dönüşen İngiliz toplumu ise ağırlıklı olarak hizmet sektörüne kaymıştır. Devrimin ilk yıllarında büyük zorluklar yaşayan İngiliz halkının yeni jenerasyonları bugün o sefaletten epey uzaklaşmış gözükmektedir.</p>



<h2 class="has-text-align-center wp-block-heading"><em><strong>Devrimin ilerleyen süreçlerinde İngiliz sanayicilerinin yaşadıkları:</strong></em></h2>



<p>İngiliz ticaretinin köklü geçmişi sayesinde pazar arayışlarını başarılı sonuçlandırması İngiliz sanayisini ileri doğru itmiştir. İsveç demiri gibi ham maddeleri ucuza alıp işleyerek hem kendi sosyal sermayesini kuvvetlendirmiş hem de dünya pazarına hakim olmaya başlamışlardır. Demiryolları gibi risk oranı yüksek olan sosyal sermayeler bir çok burjuvayı iflas ettirse de sonuç itibariyle altyapıdaki bu güçlenmeler ham madde taşınma maliyetini ve dolayısıyla ham maddenin kendisini ucuza getirmiştir. Sonuç itibariyle uzun vadede İngiliz sanayicileri kar etmişlerdir.&nbsp;</p>



<h2 class="has-text-align-center wp-block-heading"><em><strong>İngiliz sanayisi ve teknolojik dönüşüm</strong></em></h2>



<p>İngiliz sanayisinin teknolojik dönüşümü de incelenmesi gereken ayrı bir husus olarak gözüme çarptı. İngiltere&#8217;nin sanayileşmede öncü olması bir çok sorunla ilk kez kendisi karşılaştığı için başını çok belaya soksa da rekabet edecek kimse olmadığı için arz ettiği mamül maddeye kendisi fiyat biçebilmiştir. Bu da ingiliz sanayisini Dünya&#8217;da zirveye çıkarmıştır. Ancak  teknolojik gelişmede geleneksel yapısından dolayı çok tutucu kalmışlardır. Amerikan sanayisi ile karşılaştırdığımda emek gücü sıkıntısı çeken Amerikalıların her türlü teknolojik gelişmeye açıklığı onları ekonomik büyüme konusunda öne geçirmeye başlamıştır. Hatta Alman eğitim sistemi bile İngilizlerden daha açık görüşlü olduğu için bir çok buluşu geliştirip sanayi alanında üretimde hızlanmıştır. Her şeye rağmen 1850’de yapılan fuardanda anlaşıldığı üzere İngiliz teknolojisi diğer tüm rakiplerine göre çok öndedir. Üstelik pazarları kapmış olması, kökleşmiş banka yapısıyla , toplumsal emek gücünü kullanma tecrübesiyle, siyasi yapılanması ile İngiliz toplumu sanayileşmede öncü lokomotif olmuştur.&nbsp;</p>



<h2 class="has-text-align-center wp-block-heading"><em><strong>İngiliz sanayisi ve pamuklu dokuma</strong></em></h2>



<p>Devrimin ilk yıllarında pamuklu dokumanın  İngiliz piyasasında teknolojik gelişmeler sayesinde nasıl yer kazandığını görmekteyiz. Ancak bu benim de fark ettiğim gibi enteresan bir durum. Zira İngiliz pamuk endüstrisinin bağlı bulunduğu pamuk ham maddesi iklimden ötürü İngiltere’de yetişmeyen bir ürün. Bu sebeple dokuma sanayisinin direnci ile karşılaşıyor başlarda. Ancak ham madde dışarıdan da geliyor olsa kar marjının yüksekliği ve pazar imkanları sebebiyle teknolojik yardımların da etkisiyle İngiliz sanayileşmesinin temel lokomotifi olmuş. İngiltere’nin Asya’da Hindistan sömürgesi uğruna Birinci Dünya savaşına girmesinin sebebini bu durumu fark edince kavrayabiliriz. </p>



<h2 class="has-text-align-center wp-block-heading"><em><strong>İngiliz sanayisi, alt yapı, enerji kaynağı, ham madde ve işçi ücretleri</strong></em></h2>



<p>Daha sonra demiryolu ve bina gibi alt ve üst yapı yatırımlarında önemli bir yere sahip olan demirin İngiliz sanayisini taşıdığı nokta ayrıca dikkat edilmesi gereken bir husustur. Tüm bu lokomotif üretim alanları için gerekli olan enerji ihtiyacı İngilizler için ayrı bir problemdi. İlk başta ormanları tüketmişler, daha sonra İskoç dağlarından çıkardıkları kömürleri kullanmışlar. Bu enerji kaynağının taşınması için gerekli olan taşımacılık teknolojisi de ihtiyaç sonrasında üretilmiş. Buharlı sanayileri İngiliz sanayisinin emeğe olan ihtiyacını azaltmış. Bu ilk başlarda İngiliz vatandaşları için acı verici sonuçlar doğursa da halkın yaşam standartlarında iyileşme imkanına izin vermiştir. Çünkü ingiliz burjuvası yaşam standartlarını iyileştirmek gibi bir kaygı giden bir sınıf değildi. Aksine halkın maaşlarında yapılan düzenlemenin halkı tembelleştireceğini düşünmekteydiler. Çünkü ihtiyacını kazananın çalışmayacağını bu sebeple üretimin aksayacağına inanıyorlar. Bu geleneksel bir vahşi kapitalizm güdüsüdür. </p>



<p>Oysa daha akıllı bir kapitalizm üreticinin de potansiyel bir tüketici olduğunu bilir. Zira biz fordizm tecrübesinden elde ettiğimiz bilgiler ışığında işçinin tüketici olarak potansiyelinin ekonomik büyümeyi ne denli etkilediğini gördük. İşçi; maaşları yükseltilirse artı değerden pay alıp tüketici konuma gelir. Bu da üretici için yeni pazar anlamına gelmektedir. Aslında günümüzdeki yapıyı düşündüğümüzde turbo kapitalizmin bunu nasıl kullandığını fark ediyorum. Ürettiği malı alt ve orta sınıfa tekrar satarak ona verdiği maaşı fazlasıyla geri alıyor. Fazlasıyla diyorum zira ; Günümüzün tüketici sınıfı üretilen bir malı alacak iktisada sahip olmasa da bankalardan aldığı kredilerle tüketimi her halükarda gerçekleştiriyor. Böylelikle uzun vadeli biçimde kapitalist sistemin banka ayağına borçlanıyor aynı zamanda bu borcu ödemek için işinde çektiği tüm ezaya rağmen özgürlüğünü burjuvaya satmış oluyor. (Haciz korkusu, mülkiyet ile köleleşen toplumsal sınıflarımız&#8230;)</p>



<h2 class="has-text-align-center wp-block-heading"><em><strong>Sanayi devriminin sebep olduğu &#8220;düşünce ekolleri&#8221;</strong></em></h2>



<p>Tüm bu süreçlere bir de teorisyenlerin perspektifinden baktığımda iki düşünce okulunun gelişmiş olduğunu görüyorum. Engels,Marks,Toynbe gibi düşünürler tarafından benimsenen kötümser görüşe göre İngiltere’de sanayileşmenin ilk safhası bazılarına refah getirmesine rağmen çalışan yoksul kesimin hayat standartlarında net bir kötüleşmeye yol açmış. Clapham, Ashton, Hartwell tarafından ileri sürülen iyimser görüşe göre ise ekonomik değişme bazı işçileri huzursuz ve rahatsız etmesine rağmen onların çoğunluğu düşen fiyatlardan &nbsp;daha düzenli istihdamdan ve yükselen bir hayat standardına kavuşmak için geniş kazanç fırsatlardan yararlanmıştı. </p>



<p>Tartışma elbette politik önyargıların yol açtığı miyopik görüşlerle bulandırılmaktadır. Proleteryanın acıları ile ilgilenen sol kanat yazarları kötümser görüşü benimserken, kapitalist teşebbüsün üstünlüklerine inanan sağ kanat yazarlarının iyimser görüşü tutması yaygın bir durumdur. Dünya genelinde zaman ve mekan değişse de bu miyobik durum süregelen bir kısır döngüdür. Ancak şu bir gerçek ki İngiltere’nin bu acılı dönüşüm tüm sancılarına rağmen uzun vadede milli bir kalkınmayı gerçekleştirmiştir. Ekonomik olarak büyüme, toplumsal dönüşüm, şehir yapısındaki değişim ülkenin genel olarak geçirdiği modernizasyon başarısı 2020 yılından açıkça görülmektedir. Tabi ki büyük çarpıklıklar hala devam etmekle birlikte dünyanın birçok bölgesine göre daha iyi yaşam standartlarına, güvenilir bir ekonomiye, sürdürülebilir bir geleceğe sahip durumdalar.</p>



<h2 class="has-text-align-center wp-block-heading"><strong><em><mark><mark>İlk sanayi İnkılabı</mark></mark> &#8211; <mark><mark>Phyllis Deane</mark></mark>&#8216;</em></strong>in<strong><em> kitabındaki İngiltere&#8217;nin sanayi sürecinden örnek almamız gerekenler</em></strong></h2>



<p> Bu tecrübeleri boyunca yaşadıkları ekonomik, sosyal, ahlaki krizleri iyice analiz ederek ülkemiz ile ilgili durumla kıyaslama yapmak bizim için çok önemlidir. Zira üretim yapmak yerine rant üzerinde yapılan ticari bir ülke olmamızı engellemek istiyorsak yaşayacağımız durumları anlayıp 2020 yılının yapılarıyla karşılaştırmak zorundayız. Milli üretim yapan ekonomi ile iç pazara hakim olduktan sonra dış pazara açılarak mamül madde ürünlerimizden elde ettiğimiz kar marjını maksimize etmek temel hedefimiz olmalıdır. Bu sebeple ülkedeki asgari ücretlerde artışı, halkın refah seviyesini arttırarak sınıflar arasında açılan ekonomik makası daraltabiliriz. Böylelikle sosyal yapılara nefes aldırarak yaşayabileceğimiz krizlerin önüne geçebiliriz. Ufuk açıcı bu <strong><mark><mark>İlk sanayi İnkılabı</mark></mark> &#8211; <mark><mark>Phyllis Deane</mark></mark> </strong>kitabından öğrendiklerimizi Marx, Adam Smith, David Ricardo, David&nbsp;Harvey, Keynes, Piketty gibi yazarlardan yaptığımız okumalar ile bağdaştırabiliriz.&nbsp;Ayrıca bu <strong><mark><mark>İlk sanayi İnkılabı</mark></mark> &#8211; <mark><mark>Phyllis Deane</mark></mark> </strong>kitabından&nbsp;Leo huberman’ın sınıfsal analizleri ile bağdaştırılabilecek bir çok ortak nokta&nbsp;bulunmaktadır. </p>



<p>Son olarak sanayi devriminin toplumsal, politik krizleri gözümüzde daha iyi canlandırabilmek için &#8220;Ziemia Obiecana/Vaatler ülkesi&#8221; adlı filmi izlemenizi tavsiye ediyorum. Böylelikle gerekli okumaları da yaparak sürece dair daha aydın bir analiz bilgisine sahip olunabilir.</p>



<figure class="wp-block-gallery aligncenter columns-1 is-cropped wp-block-gallery-1 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex"><ul class="blocks-gallery-grid"><li class="blocks-gallery-item"><figure><img decoding="async" width="445" height="640" src="https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2020/07/z19374957VPlakat-Ziemia-Obiecana.jpg" alt="İlk Sanayi İnkılabı - Phyllis Deane" data-id="2661" data-full-url="https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2020/07/z19374957VPlakat-Ziemia-Obiecana.jpg" data-link="https://utopikdunya.com/ilk-sanayi-inkilabi-phyllis-deane-kitap-analizi-ile-sanayi-devrimi.html/z19374957vplakat-ziemia-obiecana" class="wp-image-2661" srcset="https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2020/07/z19374957VPlakat-Ziemia-Obiecana.jpg 445w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2020/07/z19374957VPlakat-Ziemia-Obiecana-209x300.jpg 209w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2020/07/z19374957VPlakat-Ziemia-Obiecana-375x539.jpg 375w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2020/07/z19374957VPlakat-Ziemia-Obiecana-365x525.jpg 365w" sizes="(max-width: 445px) 100vw, 445px" /><figcaption class="blocks-gallery-item__caption">Ziemia Obiecana / Vaatler Ülkesi
Andreja Wajda</figcaption></figure></li></ul></figure>



<div style="height:76px" aria-hidden="true" class="wp-block-spacer"></div>



<h3 class="has-text-align-center wp-block-heading">İnceleme Yazısı: <a href="https://utopikdunya.com/batinin-gunah-cikarmasi-icin-yapilmis-dizi-genc-papa-the-young-pope.html">Batının Günah Çıkarması İçin Yapılmış Dizi: Genç Papa (The Young Pope)</a></h3>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/ilk-sanayi-inkilabi-phyllis-deane-kitap-analizi-ile-sanayi-devrimi.html">&#8220;İlk Sanayi İnkılabı &#8211; Phyllis Deane&#8221; Kitap Analizi ile Sanayi Devrimi</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://utopikdunya.com/ilk-sanayi-inkilabi-phyllis-deane-kitap-analizi-ile-sanayi-devrimi.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Batının Günah Çıkarması İçin Yapılmış Dizi: Genç Papa (The Young Pope)</title>
		<link>https://utopikdunya.com/batinin-gunah-cikarmasi-icin-yapilmis-dizi-genc-papa-the-young-pope.html</link>
					<comments>https://utopikdunya.com/batinin-gunah-cikarmasi-icin-yapilmis-dizi-genc-papa-the-young-pope.html?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Volkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Sep 2019 17:37:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihsel Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Algı]]></category>
		<category><![CDATA[Dizi eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Genç Papa]]></category>
		<category><![CDATA[Jude Law]]></category>
		<category><![CDATA[Perception]]></category>
		<category><![CDATA[The Young Pope]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://utopikdunya.com/?p=2429</guid>

					<description><![CDATA[<p>Batı dünyası bugünlerde, gerçekliğin kodlarını sinema ve dizi sektörü ile yeniden yazmakla meşgul. Bir çok klişeden dili kurtarıp angaryaya mahal vermeden ne demek istediğimi anlatacağım. Yeni dönemin paradigması psikoloji, sosyoloji, iktisat, reklam gibi alanların yardımıyla gerçeği bozmak için sinemanın kurgusundan faydalanmak. Gerçeğin içini dışına çıkarıp yeni bir sahteliği gerçek diye sunmak ise bu paradigmanın sonraki...</p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/batinin-gunah-cikarmasi-icin-yapilmis-dizi-genc-papa-the-young-pope.html">Batının Günah Çıkarması İçin Yapılmış Dizi: Genç Papa (The Young Pope)</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Batı dünyası bugünlerde, gerçekliğin kodlarını sinema ve dizi sektörü ile yeniden yazmakla meşgul. Bir çok klişeden dili kurtarıp angaryaya mahal vermeden ne demek istediğimi anlatacağım.</p>



<p>Yeni dönemin paradigması psikoloji, sosyoloji, iktisat, reklam gibi alanların yardımıyla gerçeği bozmak için sinemanın kurgusundan faydalanmak. Gerçeğin içini dışına çıkarıp yeni bir sahteliği gerçek diye sunmak ise bu paradigmanın sonraki aşaması. </p>



<p>Batı dünyası tarihsel anlamdaki günahlarının kefaretini ödeyememenin altında ezildiğinin farkında. Çünkü yapılan batı eylemleri geçmişten bugüne ve geleceğe doğru son sürat dünyayı çiğnemekle meşgul. Bu dünya toplumların genelinde büyük travmalara sebep olmakta. Bugün Batı dünyasının içerisinde gerçeği görmeyi reddetmeyen elit kesimden insanlar bile distopik eserler ile seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Ancak çok kısık kalıyor.</p>



<p>Bu metnin esas yazılış amacı ise bir takım batı kaynaklı dezenformasyonları ortaya çıkarmaktır. Bu bağlamda son zamanların meşhur dizisi  Genç Papa (The Young Pope) hakkında çıkarımlarla devam edelim.</p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" src="https://filmschoolrejects.com/wp-content/uploads/2016/12/The-Young-Pope-glasses-700x525.jpeg" alt="the young pope ile ilgili görsel sonucu"/></figure>



<p>Genç Papa dizisi baştan aşağıya bir PR(public relations) ve Marketing (pazarlama) çalışması. Dizinin baş rolünde yakışıklı ve karizmatik aktör Jude Law genç Papa&#8217;yı canlandırıyor. Karakter dizi içerisinde bilinmez bir çaylaktan azize dönüştürülüyor.  Jude Law fiziksel olarak dizi içerisinde kendisini İsa peygamber ile kıyaslıyor ve İsa&#8217;dan bile daha yakışıklı olduğunu dile getiriyor. Fiziksel olarak genç Papamız bir anda İsa&#8217;yı geçiyor. Dizi devam ederken Papa figürüne kattıkları inanılmaz. Tahmin edilemez davranışları, dünya malından vazgeçtiğine dair tavırları, insanlığa sevgiye dair olan inançları ile Papa figürü azizlikte de İsa&#8217;yı geçiyor. Öyle ki dizide Papa&#8217;nın geriden gelip İsa&#8217;yı geçtiği de hissettiriliyor.</p>



<p>Vatikan içerisindeki entrikalarla başlıyormuş gibi gözüken kısa bir sürenin ardından tüm dizi karakterleri yüce Papa&#8217;nın kutsallığı, yakışıklılığı altında eziliyor. Hiç kimsenin şantaj yapmaya cesaret bile edemeyeceği kutsallıktaki Papa kısır bir kadının doğum yapmasından tutunda, bir benzin istasyonunda tırların önünde dua ederek Afrika&#8217;daki kötü bir rahibenin Tanrı tarafından cezalandırılmasını sağlıyor.</p>



<p>Gerçeğin bu kadar ironik bir şekilde bozulması tarihi ve günümüze dair düşünen insanları aptal yerine koymak değil de nedir? Lütfedip Afrika&#8217;ya ilk seyahatini düzenleyen Papa hizmet köyü kuran bir misyoner rahibeyi takım taklavat ziyarete gidiyor. Yol üzerinde iç savaşta vurulan Afrikalı fakir insanları görüyor ve elem içerisine giren Papa bir günah çıkarma sırasında İngilizce bilmeyen Afrikalı bir rahipten bir not alıyor. Bu notta rahibenin susuzluk ile kavrulan köyün tüm suyunun rahibe tarafından el konulduğu belirtiliyor. Dramatik sahneleri görmeniz için izlemelisiniz. Hollandalı bir şirketin yaptığı naylona yapışan nem suya dönüşürken gecenin bir vakti gelip bu naylonu emen Afrikalı cılız, susuz, aç çocuklar yine Afrikalı bekçiler tarafından cop ile dövülüyor.</p>



<p>Peki bizim papamız ne yapıyor, dersiniz? Eş cinsel ilişki içerisinde rahibeleri kullanan, suyu kendi tekeline alan bu rahibeye hiçbir şey yapmıyor ve Napoli&#8217;de benzinlikte tırların önünde ellerini açarak Tanrı&#8217;ya dua ediyor. Sonuç tam dua sırasında soğuk su içen rahibe ölüyor. Dramatik müziklerle an be an ilerleyen kutsallık seviyesi genç Papa kutsal ruh ile bütünleşmeye başladığı iması veriliyor.</p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" src="https://i.ytimg.com/vi/wSMe3yU6qZA/maxresdefault.jpg" alt="İlgili resim"/></figure>



<p>Neresinden tutsan elinde kalır. Sanırım bu cümle tam olarak böyle bir durum için söylenmiş. Papalık makamı modern dünyanın verdiği nimetlerle kendi günahını çıkarmakla kalmayıp aynı zamanda sanki tüm bu dünya düzenini Batı medeniyeti oluşturmamış gibi kötülüğün karşısında olduğu mesajını veriyor. O kadar korkakça bir mesaj ki hiç bir rasyonal tabanda sorumluluğu almadan veriliyor. Papa sorumluluğu almaktan kaçıp sorumluluğu Tanrı&#8217;ya yüklerken ileriki sahnelerde bu tavrı sarsılmaz bir inanç olarak tanımlanıyor. Peki gerçek nasıldır? </p>



<figure class="wp-block-image is-resized"><img decoding="async" src="https://pbs.twimg.com/media/DmcKKiKX4AAcYxV.jpg" alt="tordesillas antlaşması ile ilgili görsel sonucu" width="580" height="391"/><figcaption>Tordesillas Antlaşmasının Sınırları</figcaption></figure>



<p>Tordesillas antlaşması ile Papa Dünyayı ikiye bölüyor. Bir tarafını sömürmeleri için İspanyollara diğer tarafını ise Portekizlilere veriyor. Sonuç olarak İspanyol ve Portekiz valileri gittikleri yerde milyonlarca yerliyi soykırıma uğratıyor. Yerlilerin doğal kaynaklarını çalıp kendi ülkelerine getirip yığıyorlar. Yetmiyor yerlileri köle edip ticaretini yapıyorlar.</p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" src="https://d1lexza0zk46za.cloudfront.net/coursepacks/history/give5/imgs/ch04_slave_broadside.jpg" alt="İlgili resim"/><figcaption>Köle Ticaretine dair bir afiş( 39 erkek, 15 çocuk, 24 kadın ve 16 kız taze geldi!)</figcaption></figure>



<p> Merkantalizm ekonomik paradigması bugünkü Sanayileşmiş Modern Avrupa&#8217;nın temasını oluşturuyor. </p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" src="https://springfield.instructure.com/courses/169/files/8373/preview?verifier=k2NLCKlqUnbP37ifZaCCgxmM25kn7uvGgYS0cNGD" alt="slave trade triangle ile ilgili görsel sonucu"/><figcaption>Üçgen Ticaret Sistemi (1451-1870 yılları arasında uygulanan sistem/ Köle Ticareti)</figcaption></figure>



<p>Kolonileştirdikleri, emperyalize ettikleri bölgede yerel kültürleri, dilleri yok edip buraları ötekileşirmek Batı dünyasının kilisesinin gerçeğidir. Kilise Batılı burjuvazinin emperyal maşası olmuştur.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img decoding="async" src="https://scholarblogs.emory.edu/violenceinafrica/files/2016/02/Missionaries-430x270.jpg" alt="missionaries in africa and slave ile ilgili görsel sonucu"/><figcaption>Misyonerler Afrika&#8217;da</figcaption></figure></div>



<p>Lafı eğmenin bükmenin anlamı yok. Amerika&#8217;da soyu tükenen Aztek, Maya, İnka, Kızılderililerin; Avustralya&#8217;da talan edilen Aborjinlerin, Yeni Zelanda&#8217;da katledilen Maorilerin ve en önemlisi belki de onurları yok edilip emperyalizme hala derinden konu olan Afrikalıların yaşadıkları iç savaşların, soykırımlarında sorumlusu Batı elitizmi, Batı Burjuvası ve Batı kilisesidir. Tarihsel gerçekliği sinema ve dizi sektörüyle eğip büküp yapılan bu pazarlama, PR çalışmaları ile sahte bir gerçeklik algısı yaratmak en hafif ifadeyle aşağılıkçadır.</p>



<p>Konuyu bir din eleştirisi haline getirmek değil niyetim. Eğer öyle yapsaydım konuyu Pavlus&#8217;a getirir ve Hristiyanlığı hangi temellerle ne gibi amaçlarla yeniden inşa ettiğini tartışmaya açardım. Ancak inanç bağlamında bunların hiç bir kıymeti olmazdı. </p>



<p>Burada yapılan Batının gerçeğin sorumluluğunu almaktan çocuk gibi kaçtığını haykırmaktır. İnternet ile birlikte iletişimin genişleyen boyutu düşünüldüğünde yeni neslin Hristiyan kilisesini karizmatik Jude Law&#8217;dan öğrenmesini engellemektir. Çünkü Jude Law&#8217;ın ortaya koyduğu aziz genç Papa&#8217;nın kilisesinin gerçek kiliseyle alakası yoktur. Gerçeği bir örnekle keskinleştirelim:</p>



<p>Avustralya Kardinali George Pell Hristiyan kilisesi için çok önemki bir hatipti. Kardinal Ateist düşüncenin savunucularından Richard Dawkins ile karşılıklı bir tartışma programı yapıp Kilisenin savunuculuğunu bile yapmıştı. </p>



<figure class="wp-block-embed-youtube wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
https://www.youtube.com/watch?v=tD1QHO_AVZA
</div><figcaption>Programın kaydı</figcaption></figure>



<p>O programda sunduğu imajla iyiliği, sevgiyi temsiliyle Hristiyan kilisesinin yeni yüzü olmuştu. Peki gerçekte Kardinal Pell kimdi?</p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" src="https://cdn.newsapi.com.au/image/v1/206c3068990a17c83dfd44f4e37f90e2" alt="cardinal pell guilty ile ilgili görsel sonucu"/><figcaption>Kardinal George Pell Solda</figcaption></figure>



<p>AVUSTRALYA KARDİNALİ GEORGE PELL  GEÇTİĞİMİZ GÜNLERDE 2 ÇOCUĞA CİNSEL TACİZDE BULUNMAKTAN 6 YIL HAPSE MAHKUM EDİLDİ!</p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" src="https://static.euronews.com/articles/stories/03/72/14/70/602x338_cmsv2_febd1e25-7b0b-53c2-b4ec-8d689c74d32c-3721470.jpg" alt="Avustralya Kardinali George Pell'e cinsel tacizden 6 yıl hapis cezası"/><figcaption>Kardinal yaşlılığı sayesinde cezadan kaçmayı başaramadı!</figcaption></figure>



<p>Evet gerçek bu kadar sade. Evet bir o kadar da ağır! Kilise pedofili skandalları ile savrulurken dizide ne oluyor dersiniz? Genç Papa devrim başlatıp eşcinselliği, kürtajı yasaklıyor ve pedofili suçundan bir kardinali yargılayıp Alaska&#8217;ya sürüyor. Ancak bunu yaparken de pedofili kardinalin böyle olmasını başka bir sapıktan kaynaklandığını ve aslında pedofili kardinalin de mağdur olduğunu anlatan sahneleri kurguluyorlar.</p>



<p>Batı algının yeni gerçeklik olduğunun farkında. Bu paradigmayı kullanarak gerçekliği tahrip etmeye ve internet aracılığıyla sinema ve dizi kurgularıyla yeni gerçeklikler yaratmaya çalışıyor. Bir zamanlar Holywood, Soysuzlar Çetesi, Rambo tüm bu amaca hizmet eden diğer yapımlar. </p>



<p>Doğu ve Batı toplumlarında vicdanı ölmemiş olan insanlar kurguları değil gerçekliği sahiplenin! Çünkü gerçeklik ne kadar ağır olursa olsun ancak ondan tohumlar filizlenir!</p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/batinin-gunah-cikarmasi-icin-yapilmis-dizi-genc-papa-the-young-pope.html">Batının Günah Çıkarması İçin Yapılmış Dizi: Genç Papa (The Young Pope)</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://utopikdunya.com/batinin-gunah-cikarmasi-icin-yapilmis-dizi-genc-papa-the-young-pope.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>NİKOS KAZANCAKİS: ZORBA</title>
		<link>https://utopikdunya.com/nikos-kazancakis-zorba.html</link>
					<comments>https://utopikdunya.com/nikos-kazancakis-zorba.html?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Volkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jul 2019 20:29:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihsel Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Nikos Kazancakis]]></category>
		<category><![CDATA[Novel and history context]]></category>
		<category><![CDATA[Roman ve Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Zorba]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://utopikdunya.com/?p=2039</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zorba Grek toplum yapısının özüne dair yazılmış çok klas bir roman. Romanların tarih kitaplarının yapamadığını gerçekleştirdiğine dair bir kanıya sahibim. Tarih bilimi genellemeler veya liderler üzerinden anlatılar yapar. Söz gelimi Kanuni Sultan Süleyman, Stalin, Hitler, Napolyon gibi dönemlere damga vurmuş kişiler üzerinden anlatı yapılır. Ancak sokaktaki insanın yaşadıkları, hissettikleri, başına gelenler hakkında çoğu zaman sessiz...</p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/nikos-kazancakis-zorba.html">NİKOS KAZANCAKİS: ZORBA</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Zorba</strong> Grek toplum yapısının özüne dair yazılmış çok klas bir roman. Romanların tarih kitaplarının yapamadığını gerçekleştirdiğine dair bir kanıya sahibim. Tarih bilimi genellemeler veya liderler üzerinden anlatılar yapar. Söz gelimi Kanuni Sultan Süleyman, Stalin, Hitler, Napolyon gibi dönemlere damga vurmuş kişiler üzerinden anlatı yapılır. Ancak sokaktaki insanın yaşadıkları, hissettikleri, başına gelenler hakkında çoğu zaman sessiz kalır. Sessiz kalmadığı zamanlarda ise genellemeler yaparak herhangi bir mekanda geçen zaman dilimindeki insanların özünü anlamamızı engeller. Bu bağlamda romanlara büyük ihtiyaç duyduğumuz kanısındayım. Tolstoy, Soljenitsin, Dostoyevski, Bulgakov gibi yazarların romanları sayesinde Rus toplumunun sokaklarında geçen gerçek tarihi hissedebilir anlamlandırabiliriz. Yahut Mithat Cemal Kuntay, Kemal Tahir, Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Alev Alatlı,  gibi önemli roman yazarlarının kaleminden dökülenler Türk toplumunun ve bireylerin yaşadığı tarihi bize anlatır. </p>



<p>Yani sözün özü roman yazarları ve tabiki şairlerde bize sokağın tarihini, hakikatin özünü verir. Söz gelimi Baki’nin mersiyesiyle kısıtlı bir tarihsel algıya sahipseniz ve hayatınızda Kitabe-i Seng-i Mezarı hiç okumadıysanız gerçek bir tarihsel algıya sahip olamazsınız.&nbsp;</p>



<p>Tüm bu bağlam bilgisinin ışığında <strong>Grek toplumuna</strong>, <strong>Balkan bunalımları</strong> zamanında yaşanan etnik çatışmalara dair gerçek bir tarihsel algıya sahip olmak için Zorba romanı mutlaka okunmalıdır. Grek toplumunun dini inanışları, kadın ve erkek ilişkileri, toplumsal ilişkiler, işsizlik, Balkanlardaki etnik çatışmalar, bölgedeki akan kanın halklar üzerindeki etkileri Zorba romanında karakterler üzerinden derince işlenmiş durumda. Ayrıca Zorba’daki&nbsp; ince analizleri dikkatle okuduğunuzda Anadolu halkından esintilerde bulacaksınız. </p>



<p>Okumanın Kıymetini anlamanız dileğiyle&#8230;</p>



<figure class="wp-block-embed-youtube wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-embed-aspect-4-3 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Zorba The Greek - Sirtaki (HQ Music)" width="1300" height="975" src="https://www.youtube.com/embed/dzlcxN0lxSo?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/nikos-kazancakis-zorba.html">NİKOS KAZANCAKİS: ZORBA</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://utopikdunya.com/nikos-kazancakis-zorba.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yirminci Yüzyıl Üzerine Düşünceler Yazı Dizisi 1</title>
		<link>https://utopikdunya.com/yirminci-yuzyil-uzerine-dusunceler-yazi-dizisi-1.html</link>
					<comments>https://utopikdunya.com/yirminci-yuzyil-uzerine-dusunceler-yazi-dizisi-1.html?noamp=mobile#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Volkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Jun 2019 20:36:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihsel Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Batı düşüncesi]]></category>
		<category><![CDATA[Batı medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Critical Thinking]]></category>
		<category><![CDATA[Kritik düşünce tarihselliği]]></category>
		<category><![CDATA[Uygarlık Buhranı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://utopikdunya.com/?p=2001</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geleneksel Değerlerin Yıkılması ve Uygarlık Buhranı 19. yüzyılın son yıllarından başlayarak, yaşama ve düşünme koşullarının artan bir hızla değişmesi, en sonunda ister istemez insani yaşayışa yönelten ve yargılarımızı verirken kendilerine dayandığımız ilkelerin bütününü sorun konusu edecekti. Bu arada hümanizma, ahlak, kültür adı verilen şeyler de zarar gördü. Yani davranışlarımızı niteleyen ve yönelen tüm değerlerimiz&#8230; 19.yüzyılda...</p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/yirminci-yuzyil-uzerine-dusunceler-yazi-dizisi-1.html">Yirminci Yüzyıl Üzerine Düşünceler Yazı Dizisi 1</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h4 class="wp-block-heading"><em>Geleneksel Değerlerin Yıkılması ve Uygarlık Buhranı</em></h4>



<p style="text-align:left">19. yüzyılın son yıllarından başlayarak, yaşama ve düşünme koşullarının artan bir hızla değişmesi, en sonunda ister istemez insani yaşayışa yönelten ve yargılarımızı verirken kendilerine dayandığımız ilkelerin bütününü sorun konusu edecekti. Bu arada hümanizma, ahlak, kültür adı verilen şeyler de zarar gördü. Yani davranışlarımızı niteleyen ve yönelen tüm değerlerimiz&#8230;</p>



<p>19.yüzyılda geleneksel ahlak (yani liberal bir toplumun ahlakı) bir yandan Yunan-Latin hümanizmasına, bir yandan da Hristiyan ahlakına ve aydınlanma felsefelerinin akılcılığına dayanıyordu. Evren içinde insanın müstesnalığı ve insanda da aklın, iradenin, bir çıkar peşinde koşmayan zekanın (yani insanı içgüdülerden ve tabiatın gerekirciliğinden kurtaran her şeyin) üstünlüğü duygusuna dayanıyordu bu ahlak. Buradan da bir özgürlük ve sorumluluk ahlakı; ayrıca edebi kültüre ve felsefi düşünceye verilen önem doğuyordu. Birçok noktalarda hümanizmacı geleneğe aykırı düşüen Hristiyan ahlak anlayışı, gene de esasta onunla birleşiyordu. Tanrı&#8217;nın yarattığı insan, evrenin merkezi ve anlamıdır, kutsal bir armağan olan yaşamı hiçbir şekilde kuşku konusu yapamaz. İnsanın gökten düşmüş olması ve İsa tarafından kurtarılabileceği konusundaki dogmalar ona, hayatını kurtarıp kurtarmamanın kendi elinde olduğu duygusunu vermektedir.<em> İnsan özgürdür, kendi kendisinden sorumludur:</em></p>



<p><em>Edimlerine göre ama öncelikle de niyetlerine göre yargılanacaktır, çünkü özgürlüğü ancak bilincinde tam olarak gerçekleşmektedir. Niyet, iyilikseverlik, iyi yüreklilik ve pişmanlığa değer veren ahlak da buradan geliyor işte. Ve insan, gerek Hristiyanlığa gerekse Hümanizmaya göre ayrıcalığını tabiattan ayrılarak ve ona hakim olarak ortaya koyduğundan, Hristiyan ahlaki içgüdünün, bütün biyolojik güçlerin ve özellikle cinsiyetin yadsınmasını gerekli kılmaktadır: Öldürücü bir çileciliğe götürmektedir insanı.</em></p>



<p>Daha 18.yüzyılda Hristiyan inancı evrenselliğini yitirmiştir. Ama Hristiyan ahlak anlayışı gene de yok olmamıştır. Aydınlanma çağı ve 19. yüzyıl akılcılığı bu ahlak anlayışını yeniden diriltir ve onunla birlikte, Yunan-Latin geleneğini de Kant&#8217;ın &#8220;iyi niyetliliğinin&#8221;, iyilik severliliğinin laik bir çevirisinden başka bir şey olmadığını ve 19. yüzyıl tanrıtanımazlarının din dışında da bir ahlak bulunabileceğini söyledikleri zaman, o güne dek dinin temel olduğu ahlakı düşündüklerini görmek pek kolaydır. İnsanın evren içindeki üstünlüğüne, su götürmez değerliliğine ve kutsallığına inanış burada da var; özgürlüğe ve sorumluluğa inanış da öyle; aklın üstünlüğü, iradenin üstünlüğü ve tabiattan gelenlere karşı durmanın gerekliliği de aynı; ahlakın evrenselliğine inanış da aynı.</p>



<p>Oysa 19. yüzyılın sonlarından itibaren sayısız ve son derece iç içe geçmiş nedenler yüzünden bu geleneksel değerler tehlikeye düşüyor, sarsılıyor  ve çok geçmeden yıkılıyor.</p>



<p>Bundan böyle bir sürü çatışma başlıyor ve her şeyden önce bilgimiz genişliyor ve değişiyor.</p>



<p>Evrenselliğe karşı duyduğu güven akılcı ahlaka, hemen hemen ilham-ı rabbaniye yakın bir otorite kazandırıyordu. Oysa tarih ve insani bilimlerin tümü bize, bizimkinden apayrı bir anlayışa ve değerler sistemine dayanan uygarlık ve toplumların varlığını gösteriyor. Sanatçı üsluplarının olduğu kadar ahlaki anlayışların çokluğu karşılığında, artık kendi değerlerimize mutlak bir değer veremiyoruz. </p>



<p>Her şey bize, insanda bizim umduğumuzdan çok daha fazla şeyler bulunduğunu gösteriyor. Sosyoloji, akıldışı davranışların ve tabiata bizden daha yakın, onun güçlerine bağlı anlayış çeşitlerinin önemini ortaya koyuyor. Nietzche&#8217;nin ve Dostoyevski&#8217;nin psikolojisi &#8220;kötü güçlerin&#8221; ve &#8220;kendini akıldan kurtarabilmek ve en son sözü söyleyebilmek için bile bile çıldıran&#8221; şu  yeraltı insanının gerçekliğini gün ışığına çıkarıyor. Az sonra psikanaliz bu sezgileri doğrulayacaktır:</p>



<p>Freud insanın ahlak dışı diye bilinen ve özellikle cinsel güçlerin hakimiyeti altında olduğunu ve bunları reddetmenin onların başka biçimde ortaya çıkmasından başka bir sonuç vermediğini, çünkü içe atılmış cinsel isteklerin her türlü sinirsel bozukluğun temelini teşkil ettiğini gösteriyor. Zaten psikanaliz insanı şu soruyu ortaya atmaya zorluyor: &#8220;<em>Yaratılışımızda bulunan şeyi ne hakla reddedebiliriz?&#8221;</em></p>



<p>Öte yandan biyoloji de insanın doğal bir yaratık olduğunu yoksa &#8220;bir imparatorluk içindeki bir imparatorluk&#8221; olmadığını gösteriyor. Büyük başarılar elde eden fiziki bilimler insana gerekirci bir görüş açısı kazandırıyor ve geleneksel ahlakın dayandığı şu özgürlük ve sorumluluk duygusuna kuşkuyla bakılmasına yol açıyor.</p>



<p>İnsani bilimler, bilimsel gerekirciliğin doğurduğu kuşkuyu güçlendiriyor. Bilinç bize kendi hakikatimizi bulduruyor. (ki biz bu hakikata göre yargılanmak istiyoruz.) Yoksa bu kazara oluşmuş aldatıcı bir üst deri mi? Sosyoloji, bir kurumun bir alışkanlığın çoğu kere görünüşteki doğrulamanın hiç bilmediği gereksinimlere dayandığını öğretiyor ve psikoloji de bize bir davranışın kimi zaman itiraf edilmeyen bilince ermemiş örneklere dayandığını gösteriyor. Bu andan sonra bilinçaltı alanı bilinç alanından daha geniş bulunmaya başlıyor; ve bilinç artık gerçekliğin ölçüsü olmaktan çıkıyor. Bunun sonucu olarak, değerlendirme ölçülerimiz değişiyor. <em>Bunu ilk anlayan Nietzche&#8217;ydi:</em></p>



<p><em>&#8220;Acaba, her şeyden önce, olumsuz bir şekilde ahlak-dışı diye adlandıracağımız bir çağda mı yaşıyoruz? Nitekim biz ahlak-dışı insanlar, bugün bir edime kesin değerini veren şeyin o edimdeki niyet-dışı yan olduğundan ve bu edimdeki önceden düşünülmüşe  benzeyen, görülebilen, bilinebilen, bilince çıkan her şeyin yüzüyede kaldığından yani &#8220;deri&#8221;de kaldığından ve bu derinin de her deri gibi, açğığa vurduğundan çok daha fazla şeyi sakladığından kuşkulanıyoruz. Kısacası biz niyetin, yorumlanması gereken bir işaret, bir belirtiden başka bir şey olmadığına inanıyoruz. Ve ahlakın, bugüne dek anlaşıldığı anlamda, yani bir niyet ahlakı olarak, bir önyargı, zamansız ve geçici bir şey, kısacası geçilmesi, aşılması gereken bir şey olduğuna inanıyoruz.&#8221;</em> -Genealogie de la Morale- Ahlakın soykütüğü-</p>



<p>Bu andan sonra, geleneksel ahlaki yargı, insanın görüş açısının ve davranışlarının hızla gelişen nesnelleşmesi (objektif olması) karşısında geriliyor. Eğer bir edimin nedeni, niyette değil de bilincin yakalayamadığı ama belki de evrensel bir gerekirciliğin malumu olan bir güçte ise, ne hakla bu edimi yargılayabiliriz? Eylemlerimiz yargılanama, olsa olsa önceden görülür ve anlatılır. Hak kavram, sorumluluğun nesnelleştirilmesi kavramına doğru önemli bir gelişim gösteriyor;toplum kendisini suçluya karşı koruma hakkına sahiptir, deniyor yoksa onu cezalandırma ve lanetleme hakkına değil. Hatta insan kendi kendine sorumluluk kavramının yerinde kalıp kalmamasını; hastaya, deliye, toplumsal yönden yeteneksiz kişiye tanınanan sorumsuzluğun bütün edimlere tanınıp tanınmayacağını sorabilir.</p>



<p>Geleneksel değerler 19. yüzyılda, gücü gittikçe artan başka bir düşmanla karşılaşıyor: Bu, değerleri &#8220;çıkarcı mistiklemeler&#8221; diye tanımlayan Marx&#8217;çı çözümlemedir. Nietzche, kutsallıkta güç istencinin payını keşfediyordu; Freud, sanatçının eylemindeki ya da şu &#8220;katkısız&#8221; ailesel sevgide cinsiyetin varolduğunu ortaya çıkaracaktır. Marx burjuva (kentsoylu) sınıfının bireysellik, özgürlük ve adaletle ilgili değerlerinde gizli kapitalist çıkarların olduğunu görmektedir.</p>



<p>Böylece düşünce ve bilginin yeni görüş açıları içinde geleneksel değerleri çürütmeyen bir tek şeye rastlanmıyor. Akılcı ve kentsoylu vicdanın kendilerine kazandırdığı biçim altında geleneksel değeler hızla değerden düşüyor.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><em>Bu yıkılışın sonuçları ne acaba? </em></h4>



<p><em>Pek çokları için yoğun bir özgürlük duygusu&#8230; Çünkü geleneksel inançların değerinden kuşkulanmanın nesnel nedenleri pekçok kimsede zaten çoktan beri yaşamakta olan karşı çıkma eğilimini güçlendirmektedir. Bilimin yeni görüş açılarının böylesine açlıkla karşılanışı, kuşkulanılan değerlerin ortadan kalkmasına ve yeni değerlerin ortaya çıkmasına izin veriyormuş gibi durmalarından ileri gelmektedir.</em></p>



<p>İnsanın nihayet gerek Hristiyanlığın, gerekse akılcılığın hor gözle baktığı yanlarını kabullenmesi onlardan heyecan duyabilmesi mümkünleşiyor:</p>



<p>Güç isteği ile yaratıcı gurur, ruhtaki akıl dışı güçler ve ayrıca yaşamaya ve mutluluğa karşı duyulan iç güdü. Peki ya geleneksel değerler? Onlar birer tabu, önyargı, tükenmiş ve ikiyüzlü bir toplumun gelenekleridir. Bir fakirleşme, bir kendini hadım etme ve hareketsizlik ahlakının ardından bireysel özgürlük, oluşum, kendini bütünüyle gerçekleştirme ahlakı geliyor.</p>



<p>Hiç kimse bütün bu değerler değişiminin verdiği sarhoşluğu Nietzsche kadar kuvvetle dile getirememiştir. Ama Nietzsche çağdaş düşünceden bir yapımcı değil, düşüncenin üstün yetenekli bir öncüsüdür.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em><strong>Bu yazı metinleri Andre Gide, Paul Valery, Andre Malraux, Karl Jaspers, Max Scheler, Marcel Proust, Andre Breton, Albert Camus ve Jean Paul Sartre gibi düşünürlere aittir. Metinlerde Kant, Nietzche,Freud gibi öncü feylosofların koyduğu yapı taşları, Hristiyanlık, Yunan-Latin temeller, Batı medeniyetinin doğaya ve insanlığa yaklaşımı irdelenmiştir. Metinler 1966 basımlı bir kitaptan alınmıştır. Bu yazı dizilerinin yayınlanmasındaki amaçlardan biri bu metinlerin kaybolmasını engellemektir. Ayrıca bu metinleri okuyacak akıllı insanların Batı medeniyetinin temel yapı taşlarını ve buradan yola çıkarak Dünya&#8217;ya dair bir algılama tecrübesine girişeceklerini umut etmekteyim.</strong></em></p></blockquote>



<figure class="wp-block-embed-youtube wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Idir | A Vava Inouva" width="1300" height="731" src="https://www.youtube.com/embed/eDuZWJ5Uz2I?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/yirminci-yuzyil-uzerine-dusunceler-yazi-dizisi-1.html">Yirminci Yüzyıl Üzerine Düşünceler Yazı Dizisi 1</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://utopikdunya.com/yirminci-yuzyil-uzerine-dusunceler-yazi-dizisi-1.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sanat Yazıları Serisi: Kozmizm</title>
		<link>https://utopikdunya.com/sanat-yazilari-serisi-kozmizm.html</link>
					<comments>https://utopikdunya.com/sanat-yazilari-serisi-kozmizm.html?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Volkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Mar 2019 17:56:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihsel Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Evrende insan]]></category>
		<category><![CDATA[Gezegenlerde kolonileşme]]></category>
		<category><![CDATA[Kozmizm]]></category>
		<category><![CDATA[Mars'ta yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Rus Avangart sanatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://utopikdunya.com/?p=1705</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kozmizm, 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın ilk 30 yılında Rusya&#8217;da evren kozmik olgular ve uzay araştırmaları karşısındaki yaygın büyülenişi tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Kozmizm; insanın evrendeki konumuyla ilgili tinsel bir yaklaşımdan, gerçek roket gemisi mühendisliğine, felsefi bir kavramdan, toplumun gündemindeki bir soruna kadar uzanıyor; birçok yazarın, sanatçının ve bilim insanının ilgisini çekiyordu. İnsanlığın...</p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/sanat-yazilari-serisi-kozmizm.html">Sanat Yazıları Serisi: Kozmizm</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em>Kozmizm</em>, 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın ilk 30 yılında Rusya&#8217;da evren <em>kozmik olgular ve uzay araştırmaları karşısındaki yaygın büyülenişi tanımlamak</em> için kullanılan bir terimdir. <em>Kozmizm; insanın evrendeki konumuyla ilgili tinsel bir yaklaşımdan, gerçek roket gemisi mühendisliğine, felsefi bir kavramdan, toplumun gündemindeki bir soruna kadar uzanıyor</em>; birçok yazarın, sanatçının ve bilim insanının ilgisini çekiyordu. </p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" width="700" height="449" src="https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/03/kosmizm-russkij-idei-russkogo-kosmizma_2.jpg" alt="" class="wp-image-1710" srcset="https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/03/kosmizm-russkij-idei-russkogo-kosmizma_2.jpg 700w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/03/kosmizm-russkij-idei-russkogo-kosmizma_2-300x192.jpg 300w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/03/kosmizm-russkij-idei-russkogo-kosmizma_2-375x241.jpg 375w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/03/kosmizm-russkij-idei-russkogo-kosmizma_2-450x289.jpg 450w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" /></figure>



<p>İnsanlığın uzaya ulaşmasını en çok destekleyen kişi belki de Moskova&#8217;daki <em>Rumyantsev Müzesi</em> kütüphanecisi Nikolaya Fedorovich Federov&#8217;du. Federov&#8217;un yaşamı boyunca yazdığı bütün makaleleri kapsayan Ortak Görev&#8217;in Felsefesi (Filosofica obhschago dela) adlı iki ciltlik kitabı, 1906&#8217;da ve 1913&#8217;te basılmıştı. <em><strong>Federov&#8217;a göre insanlık, ölülerin dirilmesini ve yakınlığa dayalık ortak yaşamdan oluşan bir toplum kurulmasını sağlayacak kadar ileri bir zihinsel ve bilimsel düzeye ulaşabilirdi.</strong> Bilim ve teknoloji, insanların doğayı gereksinimlerine göre düzenlemelerine imkan tanıyacak, sonuçta gezegenlerin yörüngeleri değiştirilebilecek ve diğer gezegenlerde koloniler kurululabilecekti.</em></p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img decoding="async" width="405" height="405" src="https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/03/16585541_178218635999336_8622804449162690560_n-1.jpg" alt="" class="wp-image-1716" srcset="https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/03/16585541_178218635999336_8622804449162690560_n-1.jpg 405w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/03/16585541_178218635999336_8622804449162690560_n-1-150x150.jpg 150w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/03/16585541_178218635999336_8622804449162690560_n-1-300x300.jpg 300w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/03/16585541_178218635999336_8622804449162690560_n-1-375x375.jpg 375w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/03/16585541_178218635999336_8622804449162690560_n-1-70x70.jpg 70w" sizes="(max-width: 405px) 100vw, 405px" /></figure></div>



<p>Federov&#8217;un düşünceleri <em>Rusya</em>&#8216;nın her tarafında popüler olmuş ve yazar çok sayıda izleyici edinmişti. Bunlardan biri de Rusya&#8217;nın uzay yolculuklarının dedesi sayılan <em>Konstantin Tsiolkovsky</em>&#8216;ydi. Tsiolkovsky&#8217;nin uzay yolculuğu, roket tasarımı ve havacılıkla ilgili bilimsel çalışmalara ilişkin makaleleri, uzayda yaşam üzerine ütopik fanteziler üretilmesine ve Rusya&#8217;da bilim kurgu edebiyatının gelişmesine büyük katkıda bulunmuş, ayrıca Sovyet uzay programının esin kaynakları arasında kabul edilmiştir. Aynı bağlamda devrimci Rusya&#8217;nın simge kişiliklerinden <em>Alexander Bogdanov</em>, mükemmel komünist toplumu Mars gezegenine yerleştirdiği romanı Kızıl Yıldız&#8217;ı 1908&#8217;de yayınladı.</p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" width="800" height="407" src="https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/03/tothestars-matchbox-cover-19632-1.jpg" alt="" class="wp-image-1709" srcset="https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/03/tothestars-matchbox-cover-19632-1.jpg 800w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/03/tothestars-matchbox-cover-19632-1-300x153.jpg 300w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/03/tothestars-matchbox-cover-19632-1-768x391.jpg 768w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/03/tothestars-matchbox-cover-19632-1-375x191.jpg 375w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/03/tothestars-matchbox-cover-19632-1-450x229.jpg 450w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p><em>Avangard sanatçılar</em> evrenin fethedilmesine dair bu fikirlere ilgisiz kalmamışlardı.<em> Fütüristler için uçma kavramı, insan doğasının mutlak alt edilişini ve teknolojinin zaferini temsil ediyordu; <strong>onlar için havacı bugünün kahramanı, geleceğin de havarisiydi.</strong> Suprematistler</em>in<em><strong> Arkitekton adını verdikleri uçan binalar</strong></em>, sanatçıların geleceğin toplumunun uzaya yayılacağına dair inançlarının kanıtıydı. Doğal dünyanın üç boyutluluğuna boyun eğmeyen Suprematist biçimler, beyaz tuval üstünde sonsuz uzayda uçuşuyur gibi duruyordu. Suprematistlerin uzay algısı ile resim yüzeyinin üstündeki resimsel öğelerin düzenlenmesi, içinde dünyadaki yaşamın hiçbir öğesiyle tanımlanamayacak şeylerin olduğu sınırsız, soyut bir kozmik ortamı anımsatıyordu.</p>



<p>Sadık bir <strong>Suprematist</strong> olan <em>Ivan Kudriashev</em>, sık sık Tsiolkovky&#8217;nin Kaluga&#8217;daki laboratuvarını ziyaret ediyor, onun düşüncelerinden ve tasarımlarından esinleniyordu. Kudriashev&#8217;in Işıltı gibi Kozmist resimleri engin, <em>keşfedilmemiş bir uzay hissi</em> uyandırıyor, bir uçan nesnenin arkasında bıraktığı ışıltı, gezegenler arası yolculuğu ima ederken, dinamik bir hareket evreninin sessizliğini bozuyordu. İvan Kliuin da aynı şekilde 1920&#8217;lerin başında kendisinin &#8221;kozmik imgeler&#8221; diye nitelediği bir dizi resim yaratmıştı. Kırmızı Işık, Küresel Kompozisyon&#8217;da görüldüğü gibi, bu tuvallerde, içinden ışık saçan birtakım bulanık sınırlı küresel cisimler uçsuz bucaksız uzayın karanlığıyla çevrili bir şekilde belirir.</p>



<p><em>&#8221;Metin kaynağı Sabancı Müzesi&#8217;ndeki Rus Avangart sergisindendir. Çarşamba günler ücretsiz olan bu müzede bir çok Kozmizm akımından sanat eseri görebilirsiniz.</em></p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/sanat-yazilari-serisi-kozmizm.html">Sanat Yazıları Serisi: Kozmizm</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://utopikdunya.com/sanat-yazilari-serisi-kozmizm.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇANAKKALE&#8217;DE YAŞANANLARI UNUTMADIK!!!</title>
		<link>https://utopikdunya.com/canakkalede-yasananlari-unutmadik.html</link>
					<comments>https://utopikdunya.com/canakkalede-yasananlari-unutmadik.html?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Volkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Mar 2019 15:54:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarihsel Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[18 Mart Çanakkale]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://utopikdunya.com/?p=1685</guid>

					<description><![CDATA[<p>1915 yılı Konya Lisesi Mezun Sayısı 0 1915 yılı Izmir Lisesi Mezun Sayısı 0 1915 yılı Galatasaray Lisesi Mezun Sayısı 0 1915 yılı Sivas Lisesi Mezun Sayısı 0 1915&#8217;te Darül Fünun 1. sınıfta öğrenim gören 2 bin 500 tıbbiyeli, okullarını bırakarak Çanakkele&#8217;ye koştu. İki tümen hâlinde Gelibolu&#8217;ya gelen gençler, bir Anzak baskını sonucu şehit oldular....</p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/canakkalede-yasananlari-unutmadik.html">ÇANAKKALE&#8217;DE YAŞANANLARI UNUTMADIK!!!</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-embed-youtube wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Gülay - Hey Onbeşli (HQ)" width="1300" height="731" src="https://www.youtube.com/embed/3PLIa3zFqt4?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p><strong><em>1915 yılı Konya Lisesi Mezun Sayısı 0</em></strong></p>



<p><strong><em>1915 yılı Izmir Lisesi Mezun Sayısı 0</em></strong></p>



<p><strong><em>1915 yılı Galatasaray Lisesi Mezun Sayısı 0</em></strong></p>



<p><strong><em>1915 yılı Sivas Lisesi Mezun Sayısı 0</em></strong></p>



<p><strong><em>1915&#8217;te Darül Fünun 1. sınıfta öğrenim gören 2 bin 500 tıbbiyeli, okullarını bırakarak Çanakkele&#8217;ye koştu. İki tümen hâlinde Gelibolu&#8217;ya gelen gençler, bir Anzak baskını sonucu şehit oldular. Bu nedenle 1921 yılında hiç mezun veremedi.</em></strong></p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" width="650" height="370" src="https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/03/istanbul-lisesi.jpg" alt="" class="wp-image-1689" srcset="https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/03/istanbul-lisesi.jpg 650w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/03/istanbul-lisesi-300x171.jpg 300w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/03/istanbul-lisesi-375x213.jpg 375w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/03/istanbul-lisesi-450x256.jpg 450w" sizes="(max-width: 650px) 100vw, 650px" /></figure>



<p style="text-align:center"><strong><em>Daha niceleri Viva le Muerte (Yaşasın Ölüm) çığlıklarıyla kan kusturan emperyal ordularının karşısında dikildi. Unutmadık emperyal bombalarının önüne atlayan çocuk bedenleri!!!</em></strong></p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/canakkalede-yasananlari-unutmadik.html">ÇANAKKALE&#8217;DE YAŞANANLARI UNUTMADIK!!!</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://utopikdunya.com/canakkalede-yasananlari-unutmadik.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>

<!--
Performance optimized by W3 Total Cache. Learn more: https://www.boldgrid.com/w3-total-cache/


Served from: utopikdunya.com @ 2026-04-18 18:22:41 by W3 Total Cache
-->