<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Felsefe arşivleri - Ütopik Dünya</title>
	<atom:link href="https://utopikdunya.com/category/felsefe/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://utopikdunya.com/category/felsefe</link>
	<description>Ütopyanın İzinde, Sınırları Aşan Düşünceler</description>
	<lastBuildDate>Sat, 07 May 2022 11:45:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.3</generator>
	<item>
		<title>1984 DİSTOPYASININ DOĞRULANMASI: GULAG -2-</title>
		<link>https://utopikdunya.com/1984-distopyasinin-dogrulanmasi-gulag-2.html</link>
					<comments>https://utopikdunya.com/1984-distopyasinin-dogrulanmasi-gulag-2.html?noamp=mobile#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Volkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Dec 2021 18:10:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Politik Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihsel Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Göz altı]]></category>
		<category><![CDATA[Gulag]]></category>
		<category><![CDATA[Narodnik]]></category>
		<category><![CDATA[Rus Halkı]]></category>
		<category><![CDATA[SSCB]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://utopikdunya.com/?p=1581</guid>

					<description><![CDATA[<p>NEDEN BAĞIRMIYORUZ ? NEDEN İTİRAZ ETMİYORUZ ? SOLJENİTSİN romanındaki en enteresan sorular bu harflerle yükseliyor. Bu soruları yaşanmış gerçek anektodlardan biriyle anlatmaya devam eden yazarın sorularını anlamak için anektoda bakalım öncelikle: Gizli Servis&#8217;ten (NKVD veya İç işleri Halk komiserliği olarak bilinir.) iki Çekistin Serpukhov meydanında gündüz vakti yaşlı bir kadını göz altına almaya çalışırken yaşlı...</p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/1984-distopyasinin-dogrulanmasi-gulag-2.html">1984 DİSTOPYASININ DOĞRULANMASI: GULAG -2-</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center"><strong><em>NEDEN BAĞIRMIYORUZ ?</em></strong> </p>



<p class="has-text-align-center"><em><strong>NEDEN İTİRAZ ETMİYORUZ ?</strong></em> </p>



<p>SOLJENİTSİN romanındaki en enteresan sorular bu harflerle yükseliyor. Bu soruları yaşanmış gerçek anektodlardan biriyle anlatmaya devam eden yazarın sorularını anlamak için anektoda bakalım öncelikle:</p>



<p>Gizli Servis&#8217;ten <em>(<strong>NKVD</strong> veya İç işleri Halk komiserliği olarak bilinir.) </em>iki Çekistin Serpukhov meydanında gündüz vakti yaşlı bir kadını göz altına almaya çalışırken yaşlı kadının çığlık atmasıyla gizli servis ajanlarının etrafına toplanan kalabalık yaşlı kadının göz altına alınmasını engellemişlerdir. Bunun üzerine ortamı terk eden gizli servis; kadını gece vakti yalnız başına yakalayıp Gulag esir çalışma kamplarına postalamışlar.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img fetchpriority="high" decoding="async" src="https://f4.bcbits.com/img/a1624860213_10.jpg" alt="nkvd symbol ile ilgili görsel sonucu" width="573" height="573"/><figcaption>NKVD:Narodnıy komissariyat vnutrennnih del</figcaption></figure></div>



<p>Kitabın içerisinde bu anektottan sonra geçen şu cümle; Sovyet toplumundaki Stalin diktasının halkı zorbalık ve korkuyla nasıl sinsice itaate zorladığını göstermektedir:</p>



<p class="has-text-align-center"><strong><em>&#8221; They can&#8217;t work in public eye&#8221;</em></strong> </p>



<p class="has-text-align-center">&#8221;<strong><em>Halkın önünde çalışamazlar&#8221;</em></strong></p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" src="https://sovereignukraine.files.wordpress.com/2015/07/nkvd-assault-on-woman.jpg?w=590&amp;h=325" alt="nkvd arrests ile ilgili görsel sonucu"/></figure>



<p>Gizli Servis bu motto ile halkın kalabalıktan aldığı gücü engellemek için yargısız, sistematik düşünce zorbalığını gizlice devam ettirmiştir. Kimsenin kimseye yardım edemeyeceği vakitlerde ve mekanlarda göz altına alınmalar devam etmiş. Gece ansızın göz altına alınan kişi parmak uçlarında apartmanlarından indirilmiş ve sessiz ol itaatlerine uymuşlardır. Öyle ki ancak sabah uyandığınızda yan dairenizdeki komşunuzun bir daha göremeyeceğiniz sürgünü yaşadığını fark eder olmuşsunuz. <em>Peki neden tüm apartmanı kaldıracak çığlığı atamaz hale geldiler bu insanlar? Sırasıyla evlerinden, karakola, tren garlarına ve Gulag kamplarına gitme sürecinde neden çığlık atıp yardım istemedi halk? Neden kalabalığın gücünü kazanamadılar? Neden direnemediler?</em></p>



<p>Çünkü karşılarında Ekim Devrimi sırasında Çarlığı kalabalığın gücüyle deviren Bolşevikler vardı. Bolşevikler; Komünizm&#8217;in verdiği söylemler ile topluluğun kalabalığın gücünü çok iyi analiz etmiş ve kullanabilmiş bir sınıftı. Bu sebeple iktidara geldiklerinde toplum gücünü öne çıkarırken parti içi kendi iktidarını kuvvetlendiren üst sınıf Parti bireyleri, kişisel çıkarlarını toplum ve komün yalanları arkasında gizlediler. Bireysel belirsiz göz altı hamleleri ile de toplumsal dayanışmayı adım adım kırarak tüm topluma bir var oluş korkusu aşıladılar. Böylelikle kendi var olma mücadelesini kaybeden Rus halkı Çarlığa karşı birlik olduk ve kazandık söylemlerine mecburen inanmak zorunda kaldı. Oysa Çarlık devrilince yerine geçen üst makamlardaki Partililer yeni bir sınıf oluşturdu ve halkı her zamankinden çok daha sert ve acımasız bir şekilde sömürmeye ve ezmeye devam etti.</p>



<p>Rus halkı neye uğradığını tam anlayamadığı süreçte Gulag&#8217;ta esir oldu. Umut ile itiraz etmediği takdirde aklanacağına inanıyorlardı. Çünkü akıl işi değildi hapsedilmeleri. Hiç bir suç işlemeden esir edilen kamplarda çalışan bir halk kesimi; Stalin ve Stalin değerlerinin putlaştırılmaları sebebiyle yok edildiler. Fikir özgürlüğünün öldüğü Sovyet tiranlığında devlet ve parti kademeleri (Tek komünist parti=Devlet=Tüm halk) iyice yozlaşınca halk yargısız infazların altında iyice ezilmeye başladı. </p>



<p>Muhalefet yoksunluğundan dolayı İktidarı elinde bulunduran Komünistler hiç eleştirilememenin verdiği güçlü her geçen iplerini iyice kopardılar. Hata yaptıklarında, suç işlediklerinde, yasayı çiğnediklerinde parti kanunlarını da istedikleri gibi eğip büktüler. Yargının bağımsızlığı söz konusu değildi. Çünkü herkes partiliydi. Yasama bağımsızlığı ve yürütme bağımsızlığını da söz konusu olmadığı için kelimenin tam anlamıyla istedikleri gibi at koşturdular. (1984 distopyasında sürekli değiştirilen ve yakılan gazete ve yasa haberlerini hatırlayın!)</p>



<p>Susturmak istedikleri zaman, istedikleri kişiyi ötekileştirdiler. Ajanlıkla suçladılar. Kapitalist olmakla itham ettiler. Esir kamplarına yolladılar, öldürdüler. İşin en ironik tarafı ise halkı ezen bu Nomenklatura sınıfı gücünü halktan aldığını söyleyip kendini halk olarak tanımlamaktaydı.</p>



<p>Tüm bu datalardan sonra güç arzusunun insan benliğini nasıl ele geçirdiğine dair sorular yükseliyor zihnimde. Tüm olması gereken oluyormuş gibi sanki. Hayatımın her anında insanın güç zehirlenmesini tarafından nasıl çürüdüğünü görüyorum. Sosyal hayatımın aktığı dünya gerçekliği bile tüm bu yaşananların bir yansıması sanki. Gücü bir parça ele geçiren insan; sahip olduklarını kaybetmemek için en başta kendisini var eden tüm değerleri bir anda eğip bükmeye başlıyor. Eğip bükme sonunda ortaya çıkan insan bir anda arketipinin celladına dönüşüyor. </p>



<p class="has-text-align-center"><strong>YAŞAMAK, UĞRUNA ÖLEBİLECEĞİN DEĞERLERİN VARSA YAŞAMAKTI !</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong> UNUTTUK&#8230;</strong></p>



<figure class="wp-block-embed-youtube wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Celladıma Gülümserken - İsmet Özel &amp; Max Richter" width="1300" height="731" src="https://www.youtube.com/embed/3rzrbGcbBac?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p><br></p>



<p><br></p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/1984-distopyasinin-dogrulanmasi-gulag-2.html">1984 DİSTOPYASININ DOĞRULANMASI: GULAG -2-</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://utopikdunya.com/1984-distopyasinin-dogrulanmasi-gulag-2.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyevi Zevkler Bahçesi</title>
		<link>https://utopikdunya.com/dunyevi-zevkler-bahcesi.html</link>
					<comments>https://utopikdunya.com/dunyevi-zevkler-bahcesi.html?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Göksu Samar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 Nov 2019 19:53:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Hieronymus Bosch]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://utopikdunya.com/?p=2539</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sırrı olan şeyler vardır yaşamımızda. Genç ve heyecanlı iken şifresini çözmeye çalıştığımız, şu pek bir hevesli hallerimizden. Bazısının peşine takılıp anlamlandırma çabası içine gireriz, kimisinin sır olmasıdır kıymetli olmasını sağlayan deyip çok da eşelemeyiz. Mutluluk bunun neresindedir? </p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/dunyevi-zevkler-bahcesi.html">Dünyevi Zevkler Bahçesi</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sırrı olan şeyler vardır yaşamımızda. Genç ve heyecanlı iken şifresini çözmeye çalıştığımız, şu pek bir hevesli hallerimizden. Bazısının peşine takılıp anlamlandırma çabası içine gireriz, kimisinin sır olmasıdır kıymetli olmasını sağlayan deyip çok da eşelemeyiz. <strong>Mutluluk</strong> bunun neresindedir? Var mıdır sırrını çözebilen. Bir anne çocuğun gülümsemesinde bulur onu, bir çocuk bir pamuk şekerinde. Hedonistler felsefenin içinde bir yerde demiş mutluluğa. Bir aşık sevdiğinin gözlerinde. O çocuğu mutlu eden pamuk şekeri ya da yaşlı birinin minik bir tebessüm ile kahkaha atabilmesi artık beni mutlu etmezken onları etmesi nedendir? Yolun başında olmanın masumiyeti ve sona yaklaşımın vurdumduymazlığı mı? </p>



<p>Geriye çekilip etrafıma baktığımda farklı şekillerde mutlu olma mücadeleleriyle yüzleşiyorum. Bir şekilde hepimizde klostrofobi had safhada. Çoğu insanda yalnız kalma korkusu almış başını gidiyor. Başkalarının yanında kendini daha güçlü hissetme yahut kalabalıklara karışınca hem kendine hem de etrafındakilere karşı sorumluluğunun azaldığını düşünme durumu mevcut. İşin acı yanı o kalabalıkların içinde aslında anlamsız yalnızlıkların yaşandığının farkında olamayışlarında. Korkunç bir <strong>telaş</strong> içinde, birbirleriyle fiziken yan yana fakat her köşede birbirinden bir haber farklı&nbsp; serzenişler içindeler . Bakarsan hiçbir şeyin akıp gitmediğinin, her şeyin akışı kestiğini fark edersin. Tam anlamıyla bir mekan hezeyanı aslında. Dağınıklık, birbirinden bir haber heyecanlar, ama sözde kalabalıklar…</p>



<p>Bunun aksine yolda tek başına yürümeyi seçenlerimiz de var. Mağarasına bir başkasını almanın tedirginliğini yaşayıp bir başkasının onu yoracağından dem vuranlar. Öyle duvarlarla örülüdür ki etrafları bir pencere açmana izin vermeyecek korumadadırlar. Peki gerçekten hangi taraf daha mutlu? Başka tür bir ilişki kurabilir mutluluğu gerçekten kavrayabilen kaç insan var etrafımızda? Mutluluk tüm bunların farkında olmak mı? Yoksa farkındalığın üzerine sindirdiği kedere rağmen vazgeçmemeyi bilmek mi? Üzüntüsü geçebilir bir insanın ama <strong>keder</strong> öyle bir fırsat sunmaz insana. Onunla birlikte yaşayabilmeyi öğretir sana bir zaman sonra. Yaşamak için mecbur kalırsın. Ne kadar un ufak etmeye çalışsan da anlık unutuşların sonucunda yüzündeki tebessümde o da olacak. Ama asla mutlu olmaktan <strong>vazgeçmemeli</strong> insan. Onca kedere rağmen tebessümün vazgeçemediğim olmalı. Düştüğünde sarıldığın inancın. Çünkü aslında o inanç edimin umudundur senin. Ve ancak mesafeleri kat edip yaklaştıkça bize sunulan o dünya resminin saçmalığını reddedebileceksin. Kim bilir belki bu direnişin o saçmalığın geçersizliğini duyuran olacak. Belki de en çok kendin için yitirmediğin umudun. </p>



<div style="height:20px" aria-hidden="true" class="wp-block-spacer"></div>



<p>Juan Gelman’dan bir alıntıyla sözlerimi sonlandırıyorum.</p>



<div style="height:20px" aria-hidden="true" class="wp-block-spacer"></div>



<p>Ölüm geldi
hatıratıyla</p>



<p>Biz tekrar başlayacağız,</p>



<p>Tekrar başlayacağız,</p>



<p>Tekrar başlayacağız biz.</p>



<div style="height:40px" aria-hidden="true" class="wp-block-spacer"></div>



<p>Dünyanın
büyük yenilgisine karşı</p>



<p>Biz yoldaşçıklar asla tükenmeyen ,</p>



<p>Ya da
yanmayan ateş gibi hafızada</p>



<p>Tekrar, tekrar, tekrar!</p>



<div style="height:60px" aria-hidden="true" class="wp-block-spacer"></div>



<figure class="wp-block-embed-youtube wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Erdal Güney - Rüya Treni" width="1300" height="731" src="https://www.youtube.com/embed/Qw2f5klCU60?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/dunyevi-zevkler-bahcesi.html">Dünyevi Zevkler Bahçesi</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://utopikdunya.com/dunyevi-zevkler-bahcesi.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aklın çocuk hali, ergen hali ve olgun hali</title>
		<link>https://utopikdunya.com/aklin-cocuk-hali-ergen-hali-ve-olgun-hali.html</link>
					<comments>https://utopikdunya.com/aklin-cocuk-hali-ergen-hali-ve-olgun-hali.html?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Volkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jul 2019 22:21:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Aklın evrimi]]></category>
		<category><![CDATA[İmgesel düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Rasyonal Düşünce]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://utopikdunya.com/?p=2031</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;İsa doğdu, benim koca bilginim; kağıt farem benim! Doğdu mu, doğmadı mı diye ince eleyip durma! Elbette doğdu; budala olma! Günün birinde bir makinist bana dedi ki: Bir lup alıp içtiğimiz suya bakarsan, onun göze görünmeyen küçük küçük kurtlarla dolu olduğunu görürmüşsün. Kurtları görecek ve su içmeyeceksin. İçmeyeceksin de susuzluktan gebereceksin! Lupu kır patron! Kır...</p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/aklin-cocuk-hali-ergen-hali-ve-olgun-hali.html">Aklın çocuk hali, ergen hali ve olgun hali</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;İsa doğdu, benim koca bilginim; kağıt farem benim! Doğdu mu, doğmadı mı diye ince eleyip durma! Elbette doğdu; budala olma! Günün birinde bir makinist bana dedi ki: Bir lup alıp içtiğimiz suya bakarsan, onun göze görünmeyen küçük küçük kurtlarla dolu olduğunu görürmüşsün. Kurtları görecek ve su içmeyeceksin. İçmeyeceksin de susuzluktan gebereceksin! Lupu kır patron! Kır namussuzu da, kurtlar hemen kaybolsun! Sen de suyu içip serinle!” (Kazancakis, s.143)</p>



<p>Nikos Kazancakis’in Zorba romanındaki Alexis Zorba karakterinin ettiği bu sözler modern dünyadaki en derin problemlerimizden birine işaret ediyor: Düşünen insanın hayatını epeyce meşgul eden inanç ve rasyonel sorgulama çatışmasını. Ortodoks, Katolik, Sünni, Şia dünyalarındaki düşünürlerin omuzlarına çöken bu çatışma bir gerilim haline sebep oluyor. Edinilmiş ve tecrübi bilgi, aydın zihni her türlü inanç karşısında bir uzaklaşma tavrı geliştirmesine sebep olmakta. Bu tavır beraberinde daha gerçekçi bir dünya algısı yaratmaktadır. Bu gerçekçi dünya algısı haliyle imgeleri ve imgesel düşünceyi sanat ve din kurumlarına kapatıyor. İmgelem dışındaki her türlü düşünüş halini aklın konusu yapıyor ve bu bağlamda korkusuzca analiz ediyor. Bu eylemleri gerçekleştiren bireyler için artık imge haline geri dönüş ne yazık ki pek mümkün görünmüyor. Yazık çünkü bu zihin hali bütünsel bir cevaba sahip olamayacağının da farkında oluyor. Bu cevapsızlık hali KONFOR KAYBINA sebep oluyor. Bütün bir cevaba sahip olan inançlı zihin muhteşem bir konfor haliyle sabit bir psikolojik hal içerisinde devam edebiliyordu. Oysa cevapsızlık hali beraberinde konfor kaybını; bu da biyolojik organizmayı psikolojik bunalıma sokuyor. Bunalım halindeki bu yeni zihin hayatını konfor içerisinde idame ettirmesine yarayan tüm şemalarını birer birer kaybetme tehlikesiyle baş başa kalıyor. Bu görülen o ki travmatik bir yol. Zira bu yolun eşiğindeki insanların büyük bir kısmı çözümü imge dünyasına kaçmakta buluyor. Nitekim Pascal bu olguya verilebilecek en etkileyici örnektir. Pascal’ın şu sözlerinden bu olgunun varlığını örneklendirebiliriz:</p>



<p>“İnsanın körü körüne ve sefil durumunu gördüğüm zaman kendi dilsizliğiyle bütün evrene baktığımda, sanki evrenin bu köşesinde yitmiş gibi onu buraya kimin koyduğunu, ne yapmaya geldiğini, öldüğünde ona ne olacağını bilmeden, bir şey bilmekten aciz, insanı kendi kendine ışıksız bırakılmış gördüğümde, dehşete düştüm, uykusunda alınıp korkunç ıssız bir adaya götürülen, uyandığında hiçbir kaçma yolunun olmadığının gören biri gibi. Sonra, böyle sefil bir durumun insanları ümitsizliğe sürüklememesine şaştım.”(Armstrong, s.427)&nbsp;</p>



<p>Bu sözler Pascal’ın eşikten baktığına delalet ediyor. Bu eşikten ürken Pascal&nbsp; Jansencilikle birlikte hızla imge dünyasına geri dönüş yapar:</p>



<p><strong>Ateş</strong></p>



<p>“İbrahim’in Tanrısı, İshak’ın Tanrısı, Yakup’un Tanrısı” filozofların ve bilginlerin Tanrı’sı değil. Kesinlik, keskinlik, yürekte duyulan neşe, huzur.</p>



<p>İsa Mesih’in Tanrısı.</p>



<p>İsa Mesih’in Tanrısı.</p>



<p>Benim Tanrım, senin Tanrın.</p>



<p>Tanrın Tanrım olacak.”</p>



<p>Bu saatten sonra Pascal için huzurdan fazlası olamazdı. Zira mistik rüya deneyimi ondan çok kıymetli bir şeyi……………… çalmış olsa da ona huzurunu geri vermişti.</p>



<p>Eşiği bir kez geçtikten sonra adım atmaya devam eden zihinler ise deliliğin sınırlarında hayatlarını sürdürüyorlar. Bu hal kanımca bilgiyle gerçekten tanışmanın tek yolu. Toplumsal yaşayışta kendini derinden hissettiren gelenek temelli bilgiler (burada her gelenek bilginin kötü anlam taşıdığı çıkmaz. Aynı zamanda geleneğe dair inançlarında eleştirildiği anlamı çıkmaz) deliliğin sınırlarında incelenmeye devam edildiği takdirde sizi kavramların dünyasına taşır. Bu kavramsal zihnin doğuşu bireysel acının artışınında habercisidir. Zira bilimsel bilgi de bu raddeden sonra sorgulanacak bir mecra haline gelir. Çünkü bu zihin hali tüm ön kabullerden rahatsız olur ve uyum problemi yaşar. Bu uyum problemini aşmak ise tüm bilme eyleminin evrimleşmesine bağlıdır. Aklın çocuk hali aşıldıktan sonra ortaya çıkan ergen akıl yeni bir şeye gebe kalırsa doğacak olan olgun akıl yeni bir muhakeme yeteneğine sahip olur. Bu muhakeme yeteneği deliliğin sınırlarında gezen insanı tepkisel-duygusal eylemlerden kurtaracaktır. Ussal düzenlemenin varlığı bireyi daha kararlı bir hakikat arayışına kaçınılmaz olarak yönlendirir.</p>



<p>Bu aşamaların sonucunda yeniden inşa süreci başlar. Yeniden inşa sürecinde kavramlar taklidi bir şekilde öğrenilmez. Her kavram linguistik, tarihsel kökenleri dahil olmak üzere organik bir bağlama oturtulur. Söz gelimi “akıl” aracıda ikal etmek(bağlamak) kökünden gelir. Her veriyi birbirine bağlayarak organizmanın görüşünü yüceltir ve anlama kapasitesini arttırır. Organik bu bağlam acı halinin zevke dönüşmesinin de habercisidir. Michel Foucault “Bilgi derin bir şekilde zevkle ilişkilidir.” derken aklın çocuk ve ergen halinden doğan olgun zihnin bilgi ve anlama kapasitesi organik bir bağlam temelinde dönüşünce yaşadığı haz durumunun haberini verir.&nbsp;</p>



<p>Deliliğin sınırlarında yaşanan acı hali yerini doymak bilmeyen bir şehvete bıraktığında olgun aklın tüm dünyayı organik bağlamlara oturturken yaşadığı zevk artık doyurulabilir olmaktan çıkar. Hakikate dair yolculuk bu noktadan sonra başlar.</p>



<p>“Özgürlük, kim olduğumuzu keşfetmekte ya da saptamakta değil, bizi tanımlayıp sınıflandırmış bulunan tüm kurumlara başkaldırıda yatar.” (Foucault)</p>



<p style="text-align:right"><em><strong>13 Temmuz 2019 Cumartesi 01.15</strong></em></p>



<figure class="wp-block-embed-youtube wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="İsmet ÖZEL - Akla Karşı Tezler (1974)" width="1300" height="731" src="https://www.youtube.com/embed/b1qxtYHvBp0?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p><em>Kaynakça</em></p>



<p>1.Tanrı’nın Tarihi, Karen Armstrong</p>



<p>2.Nicos Kazancakis, Zorba</p>



<p>3.Michel Foucault, Deliliğin Tarihi</p>



<p>4.Cengiz Özakıncı, Dil ve Din</p>



<p>5.Hieronymus Bosch, Aptallar Gemisi<br></p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/aklin-cocuk-hali-ergen-hali-ve-olgun-hali.html">Aklın çocuk hali, ergen hali ve olgun hali</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://utopikdunya.com/aklin-cocuk-hali-ergen-hali-ve-olgun-hali.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yirminci Yüzyıl Üzerine Düşünceler Yazı Dizisi 1</title>
		<link>https://utopikdunya.com/yirminci-yuzyil-uzerine-dusunceler-yazi-dizisi-1.html</link>
					<comments>https://utopikdunya.com/yirminci-yuzyil-uzerine-dusunceler-yazi-dizisi-1.html?noamp=mobile#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Volkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Jun 2019 20:36:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihsel Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Batı düşüncesi]]></category>
		<category><![CDATA[Batı medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Critical Thinking]]></category>
		<category><![CDATA[Kritik düşünce tarihselliği]]></category>
		<category><![CDATA[Uygarlık Buhranı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://utopikdunya.com/?p=2001</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geleneksel Değerlerin Yıkılması ve Uygarlık Buhranı 19. yüzyılın son yıllarından başlayarak, yaşama ve düşünme koşullarının artan bir hızla değişmesi, en sonunda ister istemez insani yaşayışa yönelten ve yargılarımızı verirken kendilerine dayandığımız ilkelerin bütününü sorun konusu edecekti. Bu arada hümanizma, ahlak, kültür adı verilen şeyler de zarar gördü. Yani davranışlarımızı niteleyen ve yönelen tüm değerlerimiz&#8230; 19.yüzyılda...</p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/yirminci-yuzyil-uzerine-dusunceler-yazi-dizisi-1.html">Yirminci Yüzyıl Üzerine Düşünceler Yazı Dizisi 1</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h4 class="wp-block-heading"><em>Geleneksel Değerlerin Yıkılması ve Uygarlık Buhranı</em></h4>



<p style="text-align:left">19. yüzyılın son yıllarından başlayarak, yaşama ve düşünme koşullarının artan bir hızla değişmesi, en sonunda ister istemez insani yaşayışa yönelten ve yargılarımızı verirken kendilerine dayandığımız ilkelerin bütününü sorun konusu edecekti. Bu arada hümanizma, ahlak, kültür adı verilen şeyler de zarar gördü. Yani davranışlarımızı niteleyen ve yönelen tüm değerlerimiz&#8230;</p>



<p>19.yüzyılda geleneksel ahlak (yani liberal bir toplumun ahlakı) bir yandan Yunan-Latin hümanizmasına, bir yandan da Hristiyan ahlakına ve aydınlanma felsefelerinin akılcılığına dayanıyordu. Evren içinde insanın müstesnalığı ve insanda da aklın, iradenin, bir çıkar peşinde koşmayan zekanın (yani insanı içgüdülerden ve tabiatın gerekirciliğinden kurtaran her şeyin) üstünlüğü duygusuna dayanıyordu bu ahlak. Buradan da bir özgürlük ve sorumluluk ahlakı; ayrıca edebi kültüre ve felsefi düşünceye verilen önem doğuyordu. Birçok noktalarda hümanizmacı geleneğe aykırı düşüen Hristiyan ahlak anlayışı, gene de esasta onunla birleşiyordu. Tanrı&#8217;nın yarattığı insan, evrenin merkezi ve anlamıdır, kutsal bir armağan olan yaşamı hiçbir şekilde kuşku konusu yapamaz. İnsanın gökten düşmüş olması ve İsa tarafından kurtarılabileceği konusundaki dogmalar ona, hayatını kurtarıp kurtarmamanın kendi elinde olduğu duygusunu vermektedir.<em> İnsan özgürdür, kendi kendisinden sorumludur:</em></p>



<p><em>Edimlerine göre ama öncelikle de niyetlerine göre yargılanacaktır, çünkü özgürlüğü ancak bilincinde tam olarak gerçekleşmektedir. Niyet, iyilikseverlik, iyi yüreklilik ve pişmanlığa değer veren ahlak da buradan geliyor işte. Ve insan, gerek Hristiyanlığa gerekse Hümanizmaya göre ayrıcalığını tabiattan ayrılarak ve ona hakim olarak ortaya koyduğundan, Hristiyan ahlaki içgüdünün, bütün biyolojik güçlerin ve özellikle cinsiyetin yadsınmasını gerekli kılmaktadır: Öldürücü bir çileciliğe götürmektedir insanı.</em></p>



<p>Daha 18.yüzyılda Hristiyan inancı evrenselliğini yitirmiştir. Ama Hristiyan ahlak anlayışı gene de yok olmamıştır. Aydınlanma çağı ve 19. yüzyıl akılcılığı bu ahlak anlayışını yeniden diriltir ve onunla birlikte, Yunan-Latin geleneğini de Kant&#8217;ın &#8220;iyi niyetliliğinin&#8221;, iyilik severliliğinin laik bir çevirisinden başka bir şey olmadığını ve 19. yüzyıl tanrıtanımazlarının din dışında da bir ahlak bulunabileceğini söyledikleri zaman, o güne dek dinin temel olduğu ahlakı düşündüklerini görmek pek kolaydır. İnsanın evren içindeki üstünlüğüne, su götürmez değerliliğine ve kutsallığına inanış burada da var; özgürlüğe ve sorumluluğa inanış da öyle; aklın üstünlüğü, iradenin üstünlüğü ve tabiattan gelenlere karşı durmanın gerekliliği de aynı; ahlakın evrenselliğine inanış da aynı.</p>



<p>Oysa 19. yüzyılın sonlarından itibaren sayısız ve son derece iç içe geçmiş nedenler yüzünden bu geleneksel değerler tehlikeye düşüyor, sarsılıyor  ve çok geçmeden yıkılıyor.</p>



<p>Bundan böyle bir sürü çatışma başlıyor ve her şeyden önce bilgimiz genişliyor ve değişiyor.</p>



<p>Evrenselliğe karşı duyduğu güven akılcı ahlaka, hemen hemen ilham-ı rabbaniye yakın bir otorite kazandırıyordu. Oysa tarih ve insani bilimlerin tümü bize, bizimkinden apayrı bir anlayışa ve değerler sistemine dayanan uygarlık ve toplumların varlığını gösteriyor. Sanatçı üsluplarının olduğu kadar ahlaki anlayışların çokluğu karşılığında, artık kendi değerlerimize mutlak bir değer veremiyoruz. </p>



<p>Her şey bize, insanda bizim umduğumuzdan çok daha fazla şeyler bulunduğunu gösteriyor. Sosyoloji, akıldışı davranışların ve tabiata bizden daha yakın, onun güçlerine bağlı anlayış çeşitlerinin önemini ortaya koyuyor. Nietzche&#8217;nin ve Dostoyevski&#8217;nin psikolojisi &#8220;kötü güçlerin&#8221; ve &#8220;kendini akıldan kurtarabilmek ve en son sözü söyleyebilmek için bile bile çıldıran&#8221; şu  yeraltı insanının gerçekliğini gün ışığına çıkarıyor. Az sonra psikanaliz bu sezgileri doğrulayacaktır:</p>



<p>Freud insanın ahlak dışı diye bilinen ve özellikle cinsel güçlerin hakimiyeti altında olduğunu ve bunları reddetmenin onların başka biçimde ortaya çıkmasından başka bir sonuç vermediğini, çünkü içe atılmış cinsel isteklerin her türlü sinirsel bozukluğun temelini teşkil ettiğini gösteriyor. Zaten psikanaliz insanı şu soruyu ortaya atmaya zorluyor: &#8220;<em>Yaratılışımızda bulunan şeyi ne hakla reddedebiliriz?&#8221;</em></p>



<p>Öte yandan biyoloji de insanın doğal bir yaratık olduğunu yoksa &#8220;bir imparatorluk içindeki bir imparatorluk&#8221; olmadığını gösteriyor. Büyük başarılar elde eden fiziki bilimler insana gerekirci bir görüş açısı kazandırıyor ve geleneksel ahlakın dayandığı şu özgürlük ve sorumluluk duygusuna kuşkuyla bakılmasına yol açıyor.</p>



<p>İnsani bilimler, bilimsel gerekirciliğin doğurduğu kuşkuyu güçlendiriyor. Bilinç bize kendi hakikatimizi bulduruyor. (ki biz bu hakikata göre yargılanmak istiyoruz.) Yoksa bu kazara oluşmuş aldatıcı bir üst deri mi? Sosyoloji, bir kurumun bir alışkanlığın çoğu kere görünüşteki doğrulamanın hiç bilmediği gereksinimlere dayandığını öğretiyor ve psikoloji de bize bir davranışın kimi zaman itiraf edilmeyen bilince ermemiş örneklere dayandığını gösteriyor. Bu andan sonra bilinçaltı alanı bilinç alanından daha geniş bulunmaya başlıyor; ve bilinç artık gerçekliğin ölçüsü olmaktan çıkıyor. Bunun sonucu olarak, değerlendirme ölçülerimiz değişiyor. <em>Bunu ilk anlayan Nietzche&#8217;ydi:</em></p>



<p><em>&#8220;Acaba, her şeyden önce, olumsuz bir şekilde ahlak-dışı diye adlandıracağımız bir çağda mı yaşıyoruz? Nitekim biz ahlak-dışı insanlar, bugün bir edime kesin değerini veren şeyin o edimdeki niyet-dışı yan olduğundan ve bu edimdeki önceden düşünülmüşe  benzeyen, görülebilen, bilinebilen, bilince çıkan her şeyin yüzüyede kaldığından yani &#8220;deri&#8221;de kaldığından ve bu derinin de her deri gibi, açğığa vurduğundan çok daha fazla şeyi sakladığından kuşkulanıyoruz. Kısacası biz niyetin, yorumlanması gereken bir işaret, bir belirtiden başka bir şey olmadığına inanıyoruz. Ve ahlakın, bugüne dek anlaşıldığı anlamda, yani bir niyet ahlakı olarak, bir önyargı, zamansız ve geçici bir şey, kısacası geçilmesi, aşılması gereken bir şey olduğuna inanıyoruz.&#8221;</em> -Genealogie de la Morale- Ahlakın soykütüğü-</p>



<p>Bu andan sonra, geleneksel ahlaki yargı, insanın görüş açısının ve davranışlarının hızla gelişen nesnelleşmesi (objektif olması) karşısında geriliyor. Eğer bir edimin nedeni, niyette değil de bilincin yakalayamadığı ama belki de evrensel bir gerekirciliğin malumu olan bir güçte ise, ne hakla bu edimi yargılayabiliriz? Eylemlerimiz yargılanama, olsa olsa önceden görülür ve anlatılır. Hak kavram, sorumluluğun nesnelleştirilmesi kavramına doğru önemli bir gelişim gösteriyor;toplum kendisini suçluya karşı koruma hakkına sahiptir, deniyor yoksa onu cezalandırma ve lanetleme hakkına değil. Hatta insan kendi kendine sorumluluk kavramının yerinde kalıp kalmamasını; hastaya, deliye, toplumsal yönden yeteneksiz kişiye tanınanan sorumsuzluğun bütün edimlere tanınıp tanınmayacağını sorabilir.</p>



<p>Geleneksel değerler 19. yüzyılda, gücü gittikçe artan başka bir düşmanla karşılaşıyor: Bu, değerleri &#8220;çıkarcı mistiklemeler&#8221; diye tanımlayan Marx&#8217;çı çözümlemedir. Nietzche, kutsallıkta güç istencinin payını keşfediyordu; Freud, sanatçının eylemindeki ya da şu &#8220;katkısız&#8221; ailesel sevgide cinsiyetin varolduğunu ortaya çıkaracaktır. Marx burjuva (kentsoylu) sınıfının bireysellik, özgürlük ve adaletle ilgili değerlerinde gizli kapitalist çıkarların olduğunu görmektedir.</p>



<p>Böylece düşünce ve bilginin yeni görüş açıları içinde geleneksel değerleri çürütmeyen bir tek şeye rastlanmıyor. Akılcı ve kentsoylu vicdanın kendilerine kazandırdığı biçim altında geleneksel değeler hızla değerden düşüyor.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><em>Bu yıkılışın sonuçları ne acaba? </em></h4>



<p><em>Pek çokları için yoğun bir özgürlük duygusu&#8230; Çünkü geleneksel inançların değerinden kuşkulanmanın nesnel nedenleri pekçok kimsede zaten çoktan beri yaşamakta olan karşı çıkma eğilimini güçlendirmektedir. Bilimin yeni görüş açılarının böylesine açlıkla karşılanışı, kuşkulanılan değerlerin ortadan kalkmasına ve yeni değerlerin ortaya çıkmasına izin veriyormuş gibi durmalarından ileri gelmektedir.</em></p>



<p>İnsanın nihayet gerek Hristiyanlığın, gerekse akılcılığın hor gözle baktığı yanlarını kabullenmesi onlardan heyecan duyabilmesi mümkünleşiyor:</p>



<p>Güç isteği ile yaratıcı gurur, ruhtaki akıl dışı güçler ve ayrıca yaşamaya ve mutluluğa karşı duyulan iç güdü. Peki ya geleneksel değerler? Onlar birer tabu, önyargı, tükenmiş ve ikiyüzlü bir toplumun gelenekleridir. Bir fakirleşme, bir kendini hadım etme ve hareketsizlik ahlakının ardından bireysel özgürlük, oluşum, kendini bütünüyle gerçekleştirme ahlakı geliyor.</p>



<p>Hiç kimse bütün bu değerler değişiminin verdiği sarhoşluğu Nietzsche kadar kuvvetle dile getirememiştir. Ama Nietzsche çağdaş düşünceden bir yapımcı değil, düşüncenin üstün yetenekli bir öncüsüdür.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p><em><strong>Bu yazı metinleri Andre Gide, Paul Valery, Andre Malraux, Karl Jaspers, Max Scheler, Marcel Proust, Andre Breton, Albert Camus ve Jean Paul Sartre gibi düşünürlere aittir. Metinlerde Kant, Nietzche,Freud gibi öncü feylosofların koyduğu yapı taşları, Hristiyanlık, Yunan-Latin temeller, Batı medeniyetinin doğaya ve insanlığa yaklaşımı irdelenmiştir. Metinler 1966 basımlı bir kitaptan alınmıştır. Bu yazı dizilerinin yayınlanmasındaki amaçlardan biri bu metinlerin kaybolmasını engellemektir. Ayrıca bu metinleri okuyacak akıllı insanların Batı medeniyetinin temel yapı taşlarını ve buradan yola çıkarak Dünya&#8217;ya dair bir algılama tecrübesine girişeceklerini umut etmekteyim.</strong></em></p></blockquote>



<figure class="wp-block-embed-youtube wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Idir | A Vava Inouva" width="1300" height="731" src="https://www.youtube.com/embed/eDuZWJ5Uz2I?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/yirminci-yuzyil-uzerine-dusunceler-yazi-dizisi-1.html">Yirminci Yüzyıl Üzerine Düşünceler Yazı Dizisi 1</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://utopikdunya.com/yirminci-yuzyil-uzerine-dusunceler-yazi-dizisi-1.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşam Yolculuğundan Aforizmalar</title>
		<link>https://utopikdunya.com/yasam-yolculugundan-aforizmalar.html</link>
					<comments>https://utopikdunya.com/yasam-yolculugundan-aforizmalar.html?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hilal]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Mar 2019 19:55:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Arayış]]></category>
		<category><![CDATA[Tinsel yolculuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://utopikdunya.com/?p=1614</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayatımıza dahil olmuş her şey, her insan, bize çarpıp geçen her farklılık anlam veremesekte bize şekil veriyor ve sınırlarımızı belirliyor. Büyüdükçe başkalarının arasında sıkışıp kalan bir yaşantıya sahip oluyoruz. &#8220;Başkalarına&#8221; maruz kalıyoruz, &#8220;diğerlerinden&#8221; kaçamıyoruz. Bazen düşünmesekte, hatta kendimize katılmasak bile savunduğumuz şeyler oluyor. Bazıları hayatımıza fazla dahil oluyor. Ağzımızdan çıkanlar bize değil sınırlarımızın öteki tarafındakilere...</p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/yasam-yolculugundan-aforizmalar.html">Yaşam Yolculuğundan Aforizmalar</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-embed-youtube wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Mark Eliyahu - Journey (Official Video)" width="1300" height="731" src="https://www.youtube.com/embed/RgKKgzVhMgY?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p style="text-align:center"><strong>Hayat</strong>ımıza dahil olmuş her şey, her insan, bize çarpıp geçen her <em>farklılık</em> anlam veremesekte bize şekil veriyor ve sınırlarımızı belirliyor. Büyüdükçe başkalarının arasında sıkışıp kalan bir yaşantıya sahip oluyoruz. &#8220;Başkalarına&#8221; maruz kalıyoruz, &#8220;diğerlerinden&#8221; kaçamıyoruz. Bazen düşünmesekte, hatta kendimize katılmasak bile savunduğumuz şeyler oluyor. Bazıları hayatımıza fazla dahil oluyor. Ağzımızdan çıkanlar bize değil sınırlarımızın öteki tarafındakilere ait oluyor. Bizimmiş gibi anlatıyoruz, üstüne düşünmüş gibi irdeliyoruz, çok bağlıymış gibi hiddetleniyoruz.Herkes durmadan zaman denilen yolun üzerinde yarışıyor ve kendimizi istemsiz koşarken buluyoruz. Kafamızı sağa veya sola çevirdiğimizde koşan insanlar görüyor olmak, durmak istesek bile durmamıza engel oluyor çoğu zaman. <em>Nefes</em> almadan, içimizde çığlık atıp sesini duyurmaya çalışan kendimizi duymadan, arkamıza dahi bakma fırsatı bulamadan koşuyoruz. Sonra önümüzde biri aniden duruyor ve ona çarpıyoruz, düşüyoruz. İnsanlar bizi fark etmeden koşmaya devam ediyor ama biz o sırada yolun durduğunu fark ediyoruz. Nefes almanın güzelliğiyle, durmanın verdiği sakinlikle tanışıyoruz. Ayağa kalkmak için acele etmiyoruz ve neden koştuğumuzu algılamaya çalışıyoruz. Koşarken kaçtığımız &#8220;hangi yöne&#8221; sorusundan kaçmamıza gerek kalmadığını fark ediyoruz, çünkü durmanın yönü yok. Bizden önce durmuş kişiye bakıyoruz ve durmanın ne kadar yakıştığını fark ediyoruz insana. Acele ederken ki <em>pervasızlığından</em> ve dikkatsizliğinden sıyrılmış insanın tadına bakıyoruz. Kaç yıl olmuş, kaç hayat koşmuşuz bilmiyoruz ama geç kalmış gibi de hissetmiyoruz ilk defa durunca. Durmayı keşfetmemizin zamanı geldiğini hissediyoruz. <em>Zihnimizde</em> her şey yeniden doğmaya başlıyor o düştüğümüz yerde. Herkes koşarken, durmayı keşfettiğimiz yerde kendimizle tanışıyoruz. O an dünyaya &#8220;başkalarının&#8221;, &#8220;bazılarının&#8221;, &#8220;diğerlerinin&#8221; gözünden değil kendi gözümüzden bakmaya başlıyoruz.  <em>Sıfırdan&#8230;</em></p>



<p style="text-align:center"><em>Yazar: <strong>İNANÇ</strong></em></p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/yasam-yolculugundan-aforizmalar.html">Yaşam Yolculuğundan Aforizmalar</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://utopikdunya.com/yasam-yolculugundan-aforizmalar.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Putperestlik üzerine&#8230;</title>
		<link>https://utopikdunya.com/putperestlik-uzerine.html</link>
					<comments>https://utopikdunya.com/putperestlik-uzerine.html?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Volkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Feb 2019 15:42:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Veli Kanık]]></category>
		<category><![CDATA[Putperestlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://utopikdunya.com/?p=1263</guid>

					<description><![CDATA[<p>Putperestiz. Putperestsiniz. Putperestler. Ne kadar çok put var etrafımızda. Yalınlığında keşfedebiliyor ancak insan çepeçevre sarıldığını. Putlardan bir duvar var etrafımızda. Ne Platon gelip kurtarabilir bizi bu mağaradan ne de Nietzsche. Üstelik her bir putu ya biz inşa ediyoruz ya da inşa edilmesine olanak sağlıyoruz. Tüm putperestler gibi farkında olmadan hakikate inandığımızı iddia ederek herkese tebliğ...</p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/putperestlik-uzerine.html">Putperestlik üzerine&#8230;</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p style="text-align: center;">Putperestiz.</p>
<p style="text-align: center;">Putperestsiniz.</p>
<p style="text-align: center;">Putperestler.</p>
</blockquote>
<p>Ne kadar çok put var etrafımızda. Yalınlığında keşfedebiliyor ancak insan çepeçevre sarıldığını. Putlardan bir duvar var etrafımızda. Ne Platon gelip kurtarabilir bizi bu mağaradan ne de Nietzsche. Üstelik her bir putu ya biz inşa ediyoruz ya da inşa edilmesine olanak sağlıyoruz. Tüm putperestler gibi farkında olmadan hakikate inandığımızı iddia ederek herkese tebliğ yapmak gibi bir ahmak cesaretiyle tüm Dünya&#8217;yı değiştireceğiz söylemleriyle nutuklar atıyoruz.</p>
<p>Anlaşılan o ki bugünün en büyük problemi inançsızlık değil aksine ölçüsüzce inançlı olmaktır. O kadar çok ilah edindik ki kendimize, ilahların kılıç savaşının altında her geçen gün eziliyoruz. Sahip olduğumuz organik &nbsp;beden içerisinde fikirlerimiz; biz farkında olmadan putlar inşa ediyor.</p>
<p>Bir kere sınırı aştıktan sonra elindeki baltayla putları kırmalısın. Çünkü Putperestin dünyasında çatışan putların kılıç seslerinden dolayı dinginliğe ve huzura erişemezsin. Ancak kılıç sesleri susmaya başladığında ifşa süreci ortaya çıkar. İfşa evresinden sonra hayal kırıklığı fazzını yaşayan insan Reddediş aşamasına geçer. Sahip olduğun putları yıkmayı reddedersin. Varlığını borçlu olduğun yalanıyla kedini kandırıp derinden inandığın putları bırakmak zor gelir.</p>
<p>Yani kavrama geçmek tüm bu nevrotik sancıları atlatabilen putperestlerin yapabileceği bir basamaktır. O basamağa adım atma cesaretini gösterebilen putperest üryanlığına kavuşur yeniden. Farkındalık evresine geçilen bu evrede evrenin keşfi yeniden başlar. Kavramlar yeniden tanımlanır. Değer yargıları yeniden oluşturulur. Sultan Süleymanlardan ziyade Süleymanları görmeye başlarsın. Baki olmaktan Orhan&#8217;a geçiş süreci seni bulduğunda putperestliğinin sonuna geldiğini göreceksin.</p>
<p style="text-align: center;">Hiçbir şeyden çekmedi dünyada</p>
<p style="text-align: center;">Nasırdan çektiği kadar</p>
<p style="text-align: center;">Hatta çirkin yaratıldığından bile</p>
<p style="text-align: center;">O kadar müteessir değildi;</p>
<p style="text-align: center;">Kundurası vurmadığı zamanlarda</p>
<p style="text-align: center;">Anmazdı ama Allah´ın adını,</p>
<p style="text-align: center;">Günahkar da sayılmazdı.</p>
<p style="text-align: center;">Yazık oldu Süleyman Efendiye</p>
<p style="text-align: center;">Mesele falan değildi öyle,</p>
<p style="text-align: center;">To be or not to be kendisi için;</p>
<p style="text-align: center;">Bir akşam uyudu; Uyanmayıverdi.</p>
<p style="text-align: center;">Aldılar, götürdüler.</p>
<p style="text-align: center;">Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.</p>
<p style="text-align: center;">Duyarlarsa olduğunu alacaklılar</p>
<p style="text-align: center;">Haklarını helal ederler elbet.</p>
<p style="text-align: center;">Alacağına gelince&#8230;</p>
<p style="text-align: center;">Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.</p>
<div id="content" class="style-scope ytd-expander" style="text-align: center;">Tüfeğini depoya koydular,</div>
<div class="style-scope ytd-expander" style="text-align: center;">Esvabını başkasına verdiler.</div>
<div class="style-scope ytd-expander" style="text-align: center;">Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,</div>
<div class="style-scope ytd-expander" style="text-align: center;">Ne matarasında dudaklarının izi;</div>
<div class="style-scope ytd-expander" style="text-align: center;">Öyle bir rüzgar ki,</div>
<div class="style-scope ytd-expander" style="text-align: center;">Kendi gitti,</div>
<div class="style-scope ytd-expander" style="text-align: center;">İsmi bile kalmadı yadigar.</div>
<div class="style-scope ytd-expander" style="text-align: center;">Yalnız şu beyit kaldı,</div>
<div class="style-scope ytd-expander" style="text-align: center;">Kahve ocağında, el yaz işiyle:</div>
<div class="style-scope ytd-expander" style="text-align: center;">´Ölüm Allah´ın emri, ´</div>
<div class="style-scope ytd-expander" style="text-align: center;">Ayrılık olmasaydı.´</div>
<div></div>
<p><iframe title="Müşfik Kenter - Kitabe-i Seng-i Mezar - Official Audio #müşfikkenter #birgariporhanveli - Esen Müzik" width="1300" height="731" src="https://www.youtube.com/embed/gz6CuwnyfXY?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<div id="toolbar" class="style-scope ytd-comment-action-buttons-renderer" style="text-align: right;"><strong><em>Toprak &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; </em></strong></div>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/putperestlik-uzerine.html">Putperestlik üzerine&#8230;</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://utopikdunya.com/putperestlik-uzerine.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hurafe Şövalyelerinin Dünyası</title>
		<link>https://utopikdunya.com/hurafe-sovalyelerinin-dunyasi.html</link>
					<comments>https://utopikdunya.com/hurafe-sovalyelerinin-dunyasi.html?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Volkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Oct 2018 08:32:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Hurafeler]]></category>
		<category><![CDATA[In the year türkçe sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[Man in the future]]></category>
		<category><![CDATA[new world order]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni dünya düzeni]]></category>
		<category><![CDATA[Zager and Evans]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://utopikdunya.com/?p=1047</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cahil arapça kökenli bir kelimedir.Kelimenin anlamına baktığımda: 1-Okuyarak bilgisini ilerletmemiş,tahsil görmemiş, bilgisiz (kimse) 2-Bilmeyen,habersiz(kimse) 3-Acemi, toy, tecrübesiz (kimse) Sanırım cahili tanımlarken bilmeyen, habersiz kimse tanımlamasını tercih ederdim. Zira bence Cahillik habersiz olma durumunun bir neticesidir. Habersiz olan kimse bir süre sonra hakikata dair bilme ihtiyacını hurafelerle doldurmaya başlar. Hurafeler derken sadece dine dair bir tanımlama...</p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/hurafe-sovalyelerinin-dunyasi.html">Hurafe Şövalyelerinin Dünyası</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Cahil</strong> arapça kökenli bir kelimedir.Kelimenin anlamına baktığımda:</p>
<blockquote>
<p style="text-align: center;">1-Okuyarak bilgisini ilerletmemiş,tahsil görmemiş, bilgisiz (kimse)</p>
<p style="text-align: center;">2-Bilmeyen,habersiz(kimse)</p>
<p style="text-align: center;">3-Acemi, toy, tecrübesiz (kimse)</p>
</blockquote>
<p>Sanırım cahili tanımlarken bilmeyen, habersiz kimse tanımlamasını tercih ederdim. Zira bence Cahillik habersiz olma durumunun bir neticesidir. Habersiz olan kimse bir süre sonra hakikata dair bilme ihtiyacını hurafelerle doldurmaya başlar. Hurafeler derken sadece dine dair bir tanımlama yapmıyorum. Uydurulmuş, asılsız, gerçekle alâkası bulunmayan bâtıl inanç, efsâne, hikâye, rivâyet gibi tüm olguları içerisine alan bir tanımlama benim tercih ettiğim. Habersiz olan kimsenin dört bir yanı hurafelerle sarılıyor. Bir süre sonra hurafelere olan inancı kuvvetlenen insan hakikatin en büyük düşmanı haline geliyor.</p>
<blockquote>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Bir hurafe şövalyesi karşısında hakikatlerin kılıçtan geçirildiğine şahit oldunuz mu?</em> </strong></p>
</blockquote>
<p>Yüzlerce yıl sonra gelecekten bu yazıyı okuyacaklar için şunu söyleyebilirim; Modern dünya, teknoloji ve ilerleme örtüsünün altına gizlenmiş <strong>hurafe şövalyelerinden</strong> oluşmuş durumda. Görüntüde uzaya çıktık, robotlar yapmaya başladık ancak ne yazık ki dünya toplumunun büyük bir kesimi kendi kültürüne, inancına, toplumsal yapısına göre şekillenmiş hurafelere sahip olan şövalyeler ordusu.</p>
<p style="text-align: left;">Evet dünya toplumunu tanımlayacak olursam kullanabileceğim en uygun tanımlama, Hurafe şövalyelerinden oluşmuş bir ordu olurdu. Şövalyeler gibi körkütük inançlarıyla feodal derebeyleri tarafından sömürülen ve sistemi korumak için canlarını feda eden bir ordu gibiler.Hakikat arayışı için soru sormak mı? Güldürmeyin beni Allah aşkına&#8230;</p>
<p><a href="https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2018/10/depositphotos_12027582-stock-photo-medieval-knights-in-armor.jpg"><img decoding="async" class=" wp-image-1050 aligncenter" src="https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2018/10/depositphotos_12027582-stock-photo-medieval-knights-in-armor-300x200.jpg" alt="" width="425" height="283" srcset="https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2018/10/depositphotos_12027582-stock-photo-medieval-knights-in-armor-300x200.jpg 300w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2018/10/depositphotos_12027582-stock-photo-medieval-knights-in-armor-768x511.jpg 768w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2018/10/depositphotos_12027582-stock-photo-medieval-knights-in-armor-400x266.jpg 400w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2018/10/depositphotos_12027582-stock-photo-medieval-knights-in-armor.jpg 1023w" sizes="(max-width: 425px) 100vw, 425px" /></a></p>
<p>Bu şövalyeler ordusu binlerce yıl sonra feodal derebeyleri tarafından hap yutan, tüketmeye ve savaşmaya kodlanmış makineler haline dönüşecek. Teknoloji tarafından dönüştürülen <em><strong>Robotik Hurafe Şövalyeleri aşkına yaşasın dünya düzeni&#8230;</strong></em><a href="https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2018/10/6a00d8341bf7f753ef01bb09ed1abc970d.jpg"><img decoding="async" class=" wp-image-1051 aligncenter" src="https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2018/10/6a00d8341bf7f753ef01bb09ed1abc970d-300x176.jpg" alt="" width="426" height="250" srcset="https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2018/10/6a00d8341bf7f753ef01bb09ed1abc970d-300x176.jpg 300w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2018/10/6a00d8341bf7f753ef01bb09ed1abc970d-768x452.jpg 768w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2018/10/6a00d8341bf7f753ef01bb09ed1abc970d-400x235.jpg 400w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2018/10/6a00d8341bf7f753ef01bb09ed1abc970d.jpg 850w" sizes="(max-width: 426px) 100vw, 426px" /></a></p>
<p><iframe title="Zager and Evans - In The Year 2525" width="1300" height="975" src="https://www.youtube.com/embed/yesyhQkYrQM?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<div class="Kvw2ac">
<div class="G1VCxe kno-fb-ctx">
<div>
<blockquote>
<p style="text-align: center;"><em><strong>In The Year Şarkısının çevirisi</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Eğer insanlık 2525 yılında hala yaşarsa</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Belki kadınlar hayatta kalırsa, insanlık yaşayabilir.</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>3535 yılında yalan söylemeye ve hakikatleri anlatmaya ihtiyaçları kalmayacak.</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Düşündüğün, yaptığın ve söylediğin her şey günlük aldığın bir hapın içinde olacak</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>4545 yılında dişlere ve gözlere ihtiyacın kalmayacak</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Çünkü çiğneyecek bir şey bulamayacaksın.</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Kimse sana bakmayacak</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>5555 yılında kolların hamur gibi yanlarında sallanacak<span class="Apple-converted-space"> </span></em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Bacaklarının yapacak hiçbir işi kalmayacak</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Makineler her şeyi senin yerine yapacak</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>6565 yılında ne bir kocaya ne bir karıya ihtiyaç duyacaksın</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Erkek ve kız çocuğunu uzun cam bir tüpün içinden<span class="Apple-converted-space">  </span>kendin seçeceksin</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>7510 yılında Tanrı gelirse belki de etrafına bakıp</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>sanırım hüküm günü geldi diyecek.</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>8510 yılında Tanrı yüce başını sallayarak; insanlığın bulunduğu noktadan ya memnun olduğunu söyleyecek yahut her şeyi yıkıp yeniden başlatacak.</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>9595 yılında insanlık gerçekten hayatta kalabilir mi merak ediyorum.</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Bu yaşlı dünyanın verebileceği her şeyi almış ve yerine hiçbir şey koymamış olacak.</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>10000 yılı geldiğinde İnsanlık sonsuz gecenin altındaki hükümdarlığı boyunca ne için burada olduğunu hiçbir zaman anlayamadığı için milyonlarca göz yaşı dökmüş olacak.<span class="Apple-converted-space"> </span></em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Parlayan yıldızın ışıkları artık çok uzakta.</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Belki her şey dündeydi…</em></p>
</blockquote>
</div>
<blockquote>
<div style="text-align: right;"><em><strong>VOLKAN BARTIK</strong></em></div>
</blockquote>
</div>
</div>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/hurafe-sovalyelerinin-dunyasi.html">Hurafe Şövalyelerinin Dünyası</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://utopikdunya.com/hurafe-sovalyelerinin-dunyasi.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>

<!--
Performance optimized by W3 Total Cache. Learn more: https://www.boldgrid.com/w3-total-cache/


Served from: utopikdunya.com @ 2026-04-30 00:29:51 by W3 Total Cache
-->