<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Düşünce arşivleri - Ütopik Dünya</title>
	<atom:link href="https://utopikdunya.com/category/dusunce/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://utopikdunya.com/category/dusunce</link>
	<description>Ütopyanın İzinde, Sınırları Aşan Düşünceler</description>
	<lastBuildDate>Mon, 03 Nov 2025 06:30:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.3</generator>
	<item>
		<title>Fırsatlar Kapıyı Çalmaz, Siz Kapıyı İnşa Edin</title>
		<link>https://utopikdunya.com/firsatlar-kapiyi-calmaz-siz-kapiyi-insa-edin.html</link>
					<comments>https://utopikdunya.com/firsatlar-kapiyi-calmaz-siz-kapiyi-insa-edin.html?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ali Cevdet]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Nov 2025 06:30:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Fırsatlar Kapıyı Çalmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Siz Kapıyı İnşa Edin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://utopikdunya.com/?p=3779</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayatta bazı insanlar sanki sürekli şanslıymış gibi görünür. Hep doğru zamanda, doğru yerde olurlar; yeni iş teklifleri, yaratıcı projeler ya da beklenmedik karşılaşmalar onların etrafında döner.Peki gerçekten şanslı mıdırlar, yoksa görünmeyen bir çabanın meyvesini mi topluyorlardır? Chris Grosser bu durumu tek cümlede özetliyor: “Fırsatlar durup dururken karşınıza çıkmaz, onları siz yaratırsınız.” Bu söz, pasif bekleyiş...</p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/firsatlar-kapiyi-calmaz-siz-kapiyi-insa-edin.html">Fırsatlar Kapıyı Çalmaz, Siz Kapıyı İnşa Edin</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Hayatta bazı insanlar sanki sürekli şanslıymış gibi görünür. Hep doğru zamanda, doğru yerde olurlar; yeni iş teklifleri, yaratıcı projeler ya da beklenmedik karşılaşmalar onların etrafında döner.<br>Peki gerçekten şanslı mıdırlar, yoksa görünmeyen bir çabanın meyvesini mi topluyorlardır?</p>



<p>Chris Grosser bu durumu tek cümlede özetliyor:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>“Fırsatlar durup dururken karşınıza çıkmaz, onları siz yaratırsınız.”</p>
</blockquote>



<p>Bu söz, pasif bekleyiş ile aktif üretim arasındaki farkı hatırlatıyor. Çünkü hayat, yalnızca bekleyenlere değil; harekete geçenlere cömerttir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Fırsat Beklemek Yerine, Fırsat Tasarlamak</h3>



<p>Birçoğumuz “doğru zamanı” bekleriz:<br>“Hazır olduğumda başlarım.”<br>“Biraz daha vaktim olursa girişirim.”<br>“Şartlar uygun olduğunda risk alırım.”</p>



<p>Ama gerçek şu ki, <strong>doğru zaman</strong> hiçbir zaman kendiliğinden gelmez. Çünkü fırsatlar, dış dünyada değil, bizim eylemlerimizde saklıdır.<br>Bir fikir yazıya dökülmediği sürece sadece bir düşüncedir.<br>Bir hayal, ilk adım atılmadıkça sadece bir temennidir.</p>



<p>Fırsat yaratmanın ilk adımı, mükemmel zamanı beklemeyi bırakıp mevcut anda üretmeye başlamaktır.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Cesaret, Fırsatın Gizli Anahtarı</h3>



<p>Fırsat yaratmak, cesaret gerektirir.<br>Bir fikri paylaşmak, yeni bir alana adım atmak, konfor alanının dışına çıkmak… Bunlar kolay değildir.<br>Ama unutmayın: <strong>cesaret, başarının yakıtıdır.</strong></p>



<p>Tarih boyunca en büyük buluşları, sanat eserlerini ve girişimleri ortaya çıkaran insanlar genellikle “hazır hissetmeden” başlamışlardır.<br>Steve Jobs, ilk Apple bilgisayarını bir garajda ürettiğinde dünyayı değiştireceğini bilmiyordu.<br>J.K. Rowling, ilk Harry Potter taslağını yazarken işsizdi.<br>Onları farklı kılan, “beklemek” yerine <strong>denemeyi seçmeleriydi.</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading">Engellerin Ardındaki Olasılıklar</h3>



<p>Hayat bazen kapıları yüzümüze kapatır. Reddediliriz, başarısız oluruz, motivasyonumuzu kaybederiz.<br>Ama her engelin ardında bir yön değişikliği gizlidir.<br>Belki bir kapı kapanıyordur, ama o sayede başka bir pencere açılıyordur.</p>



<p>Bir başarısızlığı “bitiş” olarak görmek yerine, “geri bildirim” olarak görmek gerekir.<br>Çünkü her başarısızlık, bir strateji testidir:<br>Ne işe yaramadı? Ne değişmeli? Ne öğrendim?</p>



<p>Gerçek fırsatlar, çoğu zaman <strong>ikinci denemede</strong> ortaya çıkar.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Fırsat Yaratmanın 4 Altın İlkesi</h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Merakınızı canlı tutun:</strong> Yeni şeyler öğrenmek, yeni kapılar açar. Bilgi dağarcığınız genişledikçe bağlantı kurma gücünüz artar.</li>



<li><strong>İlişkilere yatırım yapın:</strong> İnsanlar, fırsatların taşıyıcılarıdır. Gerçek ilişkiler kurun, destek olun, paylaşın.</li>



<li><strong>Değer üretin:</strong> Fırsat, bir probleme çözüm bulduğunuz anda doğar. Topluma, müşterilere, çevrenize nasıl değer katabileceğinizi düşünün.</li>



<li><strong>Tutarlılığı koruyun:</strong> Her gün küçük bir adım atmak, uzun vadede büyük bir fark yaratır. Tutarlılık, fırsatları kendine çeker.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">Kendi Fırsatını Yaratan İnsan Ol</h3>



<p>Hayat, sadece “bekleyenlere” değil, <strong>harekete geçenlere</strong> yardım eder.<br>Bir fikir aklınıza geldiğinde not alın.<br>Bir hayaliniz varsa planlayın.<br>Korkularınız varsa, onlarla birlikte yürümeyi öğrenin.</p>



<p>Çünkü fırsatlar, sihirli bir şekilde ortaya çıkmaz.<br>Siz ilk adımı attığınızda, evren yolları açmaya başlar.</p>



<p>Belki bugün küçük bir fikirle başlarsınız, ama o fikir sizi hiç ummadığınız bir yere götürebilir.<br>Unutmayın: <strong>Fırsatlar bulunmaz, inşa edilir.</strong></p>



<p>Chris Grosser’ın sözünü her gün kendinize hatırlatın:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>“Fırsatlar durup dururken karşınıza çıkmaz, onları siz yaratırsınız.”</p>
</blockquote>



<p>Bir gün dönüp baktığınızda, şanslı olmadığınızı fark edeceksiniz — sadece <strong>kararlı, cesur ve tutarlı</strong> olduğunuzu.<br>Ve o zaman anlayacaksınız: hayat size fırsatlar sunmadı, siz onları <strong>yarattınız.</strong></p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/firsatlar-kapiyi-calmaz-siz-kapiyi-insa-edin.html">Fırsatlar Kapıyı Çalmaz, Siz Kapıyı İnşa Edin</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://utopikdunya.com/firsatlar-kapiyi-calmaz-siz-kapiyi-insa-edin.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İçerik Oluşturmak Üzerine</title>
		<link>https://utopikdunya.com/icerik-olusturmak-uzerine.html</link>
					<comments>https://utopikdunya.com/icerik-olusturmak-uzerine.html?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ali Cevdet]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Feb 2023 11:22:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[İçerik Oluşturmak Üzere]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://utopikdunya.com/?p=2983</guid>

					<description><![CDATA[<p>Belirli düzen ve aralıklarla içerik oluşturmak üzere çaba harcıyor olmak, bireylerin özdisiplini geliştirme yolunda fayda sağlayan eylemlerden bir tanesidir. Bireyin günlük yaşam planlamasını gerçekleştirirken harcadığı zamanında farkında olması öncelikli gereklilikler arasında yer alır. Bizler eğer günlük yaşantımızda gerçekleştirdiğimiz eylemlerin sıralamasını ve süresini oturtursak farkında olmadan öldürdüğümüz zamanların da farkına varabiliriz. Bu farkındalık ile beraber günlük...</p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/icerik-olusturmak-uzerine.html">İçerik Oluşturmak Üzerine</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Belirli düzen ve aralıklarla içerik oluşturmak üzere çaba harcıyor olmak, bireylerin özdisiplini geliştirme yolunda fayda sağlayan eylemlerden bir tanesidir. </p>



<p>Bireyin günlük yaşam planlamasını gerçekleştirirken harcadığı zamanında farkında olması öncelikli gereklilikler arasında yer alır. Bizler eğer günlük yaşantımızda gerçekleştirdiğimiz eylemlerin sıralamasını ve süresini oturtursak farkında olmadan öldürdüğümüz zamanların da farkına varabiliriz. Bu farkındalık ile beraber günlük ihtiyaçlarımız doğrultusunda üretimini sağlayacağımız içeriği belirlemek bir diğer aşamamız arasında yer alıyor. </p>



<p>Üreteceğimiz içeriğin konusu ne olacak?</p>



<p>Bu içeriği neden üretmek istiyoruz?</p>



<p>Kimlere hitap edeceğiz?</p>



<p>Konsept içeriğini nasıl oluşturacağız?</p>



<p>gibi sorular sorarak içerik konumuzu belirlemeye başlayabiliriz. </p>



<p>Son aşama olarak içeriğimizi üretmeye başlamalıyız. İçeriğimizin sürdürülebilir olabilmesi için rutinimizi belirleyelim. Her gün mü yazacağız? Haftada 2 gün mü yazacağız? Kaç kelime yazacağız? Bu konuları da belirledikten sonra bizlere kalan tek şey yazmak olacaktır&#8230; 🙂</p>



<p></p>



<p>İçeriğiniz bol olsun</p>


<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/icerik-olusturmak-uzerine.html">İçerik Oluşturmak Üzerine</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://utopikdunya.com/icerik-olusturmak-uzerine.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TERRA AUSTRALİS ve ABORJİNLER</title>
		<link>https://utopikdunya.com/terra-australis-guney-topraklari-aborjinler-ve-avustralya.html</link>
					<comments>https://utopikdunya.com/terra-australis-guney-topraklari-aborjinler-ve-avustralya.html?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Volkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Jan 2022 16:01:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Jeomorfoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Kartografya]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Aborjinler]]></category>
		<category><![CDATA[Cultural geography]]></category>
		<category><![CDATA[Didgeridoo]]></category>
		<category><![CDATA[Kültürel coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Native people of Australia]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel kültürler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://utopikdunya.com/?p=1210</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tek bir kıta, tek bir devlet, tek bir halk, tek bir dil. Benzeri olmayan bir bileşim bu. Buna karşılık ülkenin yüzey şekilleri de o kadar çeşitli; kuzeydeki balta girmemiş tropik yağmur ormanlarından, ortadaki savan ve çöller bölgesine, oradan da güney ve doğudaki verimli kıyılara kadar her şey var. Antik çağın ünlü coğrafyacı Ptolemaios, daha İS...</p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/terra-australis-guney-topraklari-aborjinler-ve-avustralya.html">TERRA AUSTRALİS ve ABORJİNLER</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tek bir kıta, tek bir devlet, tek bir halk, tek bir dil. Benzeri olmayan bir bileşim bu. Buna karşılık ülkenin yüzey şekilleri de o kadar çeşitli; kuzeydeki balta girmemiş tropik yağmur ormanlarından, ortadaki savan ve çöller bölgesine, oradan da güney ve doğudaki verimli kıyılara kadar her şey var.</p>
<p>Antik çağın ünlü coğrafyacı Ptolemaios, daha İS 2. yüzyılda güneyde bulunduğu sanılan dev kıtayı &#8221;terra australis&#8221;, yani güney ülkesi diye adlandırmış. Kimsenin bilmediği bu ülkeyle ilgili pek çok gizemli öykü dolaşırmış ortalarda. Oraya ilk kez 17. yüzyılın başında Hollandalılar gitmişler; hem kuzey, hem de batı kıyılarına. Ama buralara Yeni Hollanda adını verdikten sonra pek ilgilenmemişler. İngiltere Kralı 2.James&#8217;in emrindeki  William Dampier&#8217;in 1688&#8217;de Batı Avustralya&#8217;nın açıklarında yer alan ve daha sonra onun adıyla anılan takımadaya ayak basmasından sonra İngilizler de Hollandalılar&#8217;dan çok farklı davranmamışlar. 1770&#8217;te James Cook onu İngiltere adına işgal edip öteden beri söylenegeldiği gibi dev bir kıta olmadığını ortaya koyuncaya kadar Güney ülkesi yaklaşık yüz yıllık bir unutulmuşluğa gömülmüş. Bundan sonra da, ama bu kez daha kısa bir süre için, yeniden kimse onunla ilgilenmemiş.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><figure style="width: 607px" class="wp-caption aligncenter"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="irc_mi" src="https://www.australia.com/content/australia/en_us/facts-and-planning/useful-tips/time-zones/_jcr_content/image.adapt.584.HIGH.jpg" alt="australia cities ile ilgili görsel sonucu" width="607" height="341" /><figcaption class="wp-caption-text"><em><strong>Modern Avustralya</strong></em></figcaption></figure></p>
<p>Avustralya&#8217;nın modern dünya tarafından keşfedilişi (Avrupalılar burayı keşfettiğini iddia etse de orada yaşayan Aborjin halkı Güney topraklarının gerçek sahibidir) Amerikalılar&#8217;ın bağımsızlık savaşının sonunda İngiliz kolonicileri ülkeleri kovmasından sonraya rastlıyor. Çünkü İngiliz egemenliğinin kaldırıldığı 1781&#8217;e kadar Amerika, Londra yargıçlarının sürgün cezasına çarptırdığı kişilerin gönderildiği yermiş. Bu tarihten sonra bu uygulama sürdürülemez olunca, yeni bir yer aranmış ve hükümlüler 1788&#8217;den sonra Avustralya&#8217;ya gönderilmiş. Böylece Avustralya yasadışı kişilerin yaşadığı ve kendilerine göre yeni bir düzen kurdukları ülke olarak tarihine başlamış. Yeryüzünde çoğu sularla kaplı yarıkürede bulunan ve hala oldukça az bir nüfusa sahip olan bu kıta bugün de uygarlıktan kaçan, ama tümüyle de vazgeçemeyen pek çok insana sığınak olmayı sürdürüyor. Kıtanın iç bölgeleri hala ilk göçmenlerin öncü ruhunun sürdürülebileceği koşullara sahip. Canberra, Sidney, Melbourne, Brisbane, Adelaide yahut Perth ise çağdaş insana yaşamı için gerekli kentsel nimetleri sunuyor.</p>
<p>Ülkenin içlerinde kıtanın göbeği olarak anılan Ayers kayası bulunuyor; bu yeryüzünün tek parçadan oluşan en büyük kayasıdır. Avustralyalılar bu kumtaşı kütlesine ülkelerinin &#8221;kırmızı yüreği&#8221; olarak da adlandırıyorlar. Bu ad kayanın renginden geliyor; sanki Güneş&#8217;in içinden çıkarılmış gibi bazen kan kırmızısı bir renk alıyor, bazen de mora çalıyor. İnsanları şaşırtıcı ışık oyunları yapmaktan da geri kalmıyor.</p>
<p><figure style="width: 882px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" class="irc_mi" src="https://s27688.pcdn.co/wp-content/uploads/2013/08/canstockphoto1830254.jpg" alt="ayers rock australia ile ilgili görsel sonucu" width="882" height="521" /><figcaption class="wp-caption-text"><em><strong>Avustralya&#8217;nın kızıl kalbi Uluru kayalıkları</strong> </em></figcaption></figure></p>
<p>Avustralya&#8217;nın ortasında 348 metre yüksekliğinde bu kaya parçası yaklaşık 600 milyon yıldır durmakta. Üstüne tırmanmak için bir tek yol var,o da ancak iplerle bağlanarak kullanılabiliyor. Yukarı çıkmayı göze alanlar ise görkemli bir görüntüyle ödüllendiriliyorlar. Bunu yapmayanlar, 3.5 km uzunluğundaki çevresinde bir keşif gezisine çıkıyorlar. Bu da az ilginç değil, çünkü en eski çağlardan beri kayanın orasında burasında kovuklar, mağaralar açılmış; bunların içinde yaşayan Avustralya yerlileri de mitolojik öykülerinin izlerini kaya resimleri olarak duvarlarda bırakmışlar.</p>
<p><img decoding="async" class="irc_mi aligncenter" src="https://s1.at.atcdn.net/wp-content/uploads/2013/08/mount-borradaile-art-5.jpg" alt="ayers rock australia native paint ile ilgili görsel sonucu" width="882" height="515" /></p>
<p>Bilim dünyası hala yerlilerin yaratılış efsanesi olarak kabul ettikleri bu çizimlerin anlamını çözmekte zorlanıyor. Bazısı 30 bin yıldan eski olan bu resimleri yapanlar röntgen resimlerini biliyor olmalılar, çünkü resmini yaptıkları hayvanları iç organlarıyla birlikte göstermişler.</p>
<p><figure style="width: 764px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" class="irc_mi" src="https://galeri7.uludagsozluk.com/211/seks-futbol-din-ucgeninden-cikamayan-basliklar_301570.jpg" alt="İlgili resim" width="764" height="548" /><figcaption class="wp-caption-text"><em><strong>&#8221;Hepimiz bu mekana ve bu zamana gelen birer ziyaretçiyiz. Hepimiz sadece buradan geçmek için geldik. Buradaki amacımız gözlemlemek, öğrenmek, büyümek ve sevmektir&#8230; ve sonra yuvamıza geri döneceğiz.&#8221; Aborjin atasözü&#8230;</strong></em></figcaption></figure></p>
<p>Avustralya&#8217;nın iç bölgelerinde özellikle de Kuzey toprakları Queenslanda ve Batı Avustralya&#8217;nın ıssız yörelerinde bugün bile yerliler var ve bunlar uygarlığı benimsemeyerek Taş çağındaki yaşama biçimlerini sürdürüyorlar. Kendi dillerinde ULURU adını verdikleri AYERS KAYASI&#8217;nı kutsal sayıyorlar.<strong> Dinleri, insanlarla tüm canlı doğa arasında ruhsal bir bağ olduğu inancına dayanıyor.</strong></p>
<p><figure style="width: 496px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" class="irc_mi" src="http://aboriginalhistoryandculture.weebly.com/uploads/1/3/8/4/13849102/1955987.jpg?352" alt="aboriginal australians folk ile ilgili görsel sonucu" width="496" height="318" /><figcaption class="wp-caption-text"><em><strong>Aborjinlerin yerel çalgısı Didgeridoo</strong></em></figcaption></figure></p>
<p>Avustralya yerliler kendilerine ayrılan bölgelerde kabileler halinde yaşıyorlar. Ama artık giysisi olmadan çıplak dolaşan, kollarında, göğüslerinde, sırtlarında süs olarak yaralar açan, bumerangla kanguru yahut emu avlayanların sayısı birkaç bini geçmiyor. 18.yüzyılda İngilizler buraya geldiği zaman, 40 bin yıl önce Asya&#8217;yla Avustralyaa arasında var olan kara bağlantısı üzerinden geldikleri sanılan YERLİLER&#8217;in sayısı yaklaşık 400 bin kadarmış.</p>
<p><em><strong>Didgeralia müziğinden bir örnek:</strong></em></p>
<p><iframe title="David Hudson - DIDGERALIA - Trekking" width="1300" height="975" src="https://www.youtube.com/embed/51cZAVEguHk?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Bugün bu sayı 150 bin dolayında. Ayers kayasında ya da ondan biraz ilerideki başka bir kumtaşı oluşumu olan OLGALAR&#8217;da en eski Yerlilerden biriyle karşılaşabilirsiniz.</p>
<p><figure style="width: 882px" class="wp-caption alignnone"><img decoding="async" class="irc_mi" src="https://d3e3l1b1bn3qs1.cloudfront.net/uploads/content/blog_image/14/blogImage_mercan.png" alt="İlgili resim" width="882" height="463" /><figcaption class="wp-caption-text"><em><strong>Mercanlar</strong></em></figcaption></figure></p>
<p>Avustralya kıtasının Ayers kayası gibi  görülecek pek çok ilginç yeri var. Büyük set resifi de yeryüzünde eşi bulunamayan oluşumlardan biri ve dünyanın en uzun mercan birikintisi. Avustralya&#8217;nın batı kıyısındaki Queensland açıklarında, Büyük okyanusun güneyinde yer alan Büyük Set Resifinin uzunluğu 2000 km. Resifle kıyı arasında 600 ada ve adacık bulunmaktadır.</p>
<p><figure style="width: 770px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" class="irc_mi" src="http://www.yachtturkiye.com/wp-content/uploads/2016/07/ThinkstockPhotos-533909304-770x375.jpg" alt="mercan resifleri ile ilgili görsel sonucu" width="770" height="375" /><figcaption class="wp-caption-text"><strong><em>Büyük mercan set resifi</em> </strong></figcaption></figure></p>
<p>Bunların her biri palmiyelerle çevrili koyları görülmemiş tropik bitkileriyle donanmış durumdadır.  Bu topografyada dolaştığınızda Tabiat nedir gerçek anlamda anlayacağınızdan şüpheniz olmasın. Yeryüzünün laser ışınları ve sesten hızlı uçaklarla küçücük bir hale gelmediğini anlıyorsunuz; onun bütün büyüklüğünü duyumsuyor, henüz sonu yazılmamış olan varoluş hikayesinin bir parçasını okuyabiliyorsunuz. Uygarlık sona erdiği zaman geride kalacak olan insan soyu bunu daha iyi anlayacak.</p>
<p><figure id="attachment_1213" aria-describedby="caption-attachment-1213" style="width: 403px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2018/12/file-20170627-24760-18g9rdo.png"><img decoding="async" class="wp-image-1213" src="https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2018/12/file-20170627-24760-18g9rdo-300x287.png" alt="" width="403" height="386" srcset="https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2018/12/file-20170627-24760-18g9rdo-300x287.png 300w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2018/12/file-20170627-24760-18g9rdo-400x383.png 400w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2018/12/file-20170627-24760-18g9rdo.png 600w" sizes="(max-width: 403px) 100vw, 403px" /></a><figcaption id="caption-attachment-1213" class="wp-caption-text"><em><strong>Avustralya nüfüsunun kıta üzerinde dağıldığı alanlar genelde kıyı sahalarıdır. Çünkü ülkenin ortasını geniş bir çöl sahası kaplamaktadır.</strong></em></figcaption></figure></p>
<p>Ama günümüz insanı bu beyaz kıtada bir katliam gerçekleştirmektedir. Buldozerler ne zaman iç bölgelerden birinde yeni bulunan bir doğal kaynağı çıkarmak için çalışmalaya başlarsa Yerliler ya oradan çekilmekte yahut geride kalan çöplüklerde baş düşmanları olan alkolün tutsağı olarak sürünmek zorunda kalıyorlar. (Beyazlar Aborjinleri alkole alıştırarak uyuşturdukları toplumu talan ettiler) Doğayı hiçbir zaman kendi özel malı olarak görmemiş bu küçük topluluk, Homo Novus&#8217;un yani YENİ İNSAN&#8217;ın sahiplenme tutkusu karşısında yenik düşüyor. Acaba bu yüzden mi 25 milyonluk toplam Avustralya nüfusunun yalnızca %3&#8217;ünü oluşturuyor?</p>
<p>Yazıyı C.C. Bergius&#8217;un sözleriyle sona erdirmek istiyorum:</p>
<blockquote><p>Yoksul olmalarına ve kendilerini çok zor besleyebilmelerine karşın, Avustralya Yerlileri ne kavgayı ne de savaşı biliyorlar. En sıkışık zamanlarda bile bir kabilenin aklına başka bir kabilenin bölgesinde yiyecek aramak gelmez. Bunu beyazlar gelip onları av hayvanı gibi izlemeye başladıkları zaman bile yapmadılar.</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><em><strong>BU MAKALE GROSSER WELTATLAS&#8217;TAN REVİZE EDİLEREK OLUŞTURULMUŞTUR!!! </strong></em></p>
<p style="text-align: right;"><em><strong>VOLKAN BARTIK</strong></em></p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/terra-australis-guney-topraklari-aborjinler-ve-avustralya.html">TERRA AUSTRALİS ve ABORJİNLER</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://utopikdunya.com/terra-australis-guney-topraklari-aborjinler-ve-avustralya.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sirayet</title>
		<link>https://utopikdunya.com/sirayet.html</link>
					<comments>https://utopikdunya.com/sirayet.html?noamp=mobile#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Göksu Samar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 06 Dec 2020 22:44:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[dokunmak]]></category>
		<category><![CDATA[Margaret Atwood]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://utopikdunya.com/?p=2866</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hepimizin ilk öğrendiği dil hangisidir diye sorsak yanıtınız ne olurdu?  Henüz ilk dünyaya geliş anımızda, yaş alırken, birini severken, birine kızarken ve daha nice eylemimizde farklı varyasyonlarıyla gerçekleştirdiğimiz dokunma duyumuz desek yanılmış olur muyuz? Annenin seni ilk kucağa aldığı, senin onun parmağını ilk sıktığın anda artık ben de varım diyebildiğimiz bir iletişim aracı. Margaret Atwood “Dokunma konuşmadan önce gelir.” diyerek bu durumu net bir şekilde ifade ediyordu aslında. Belki de dokunmayı diğer duyularımızdan ayıran en büyük vaziyet ise bunu karşılıksız gerçekleştiremeyecek oluşumuzdur. </p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/sirayet.html">Sirayet</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-embed-youtube wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="How to Be at Home (2020)" width="1300" height="731" src="https://www.youtube.com/embed/OT40Rmjwd-Q?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p>Hepimizin ilk öğrendiği dil hangisidir diye sorsak yanıtınız ne olurdu? &nbsp;Henüz ilk dünyaya geliş anımızda, yaş alırken, birini severken, birine kızarken ve daha nice eylemimizde farklı varyasyonlarıyla gerçekleştirdiğimiz <strong>dokunma</strong> duyumuz desek yanılmış olur muyuz? Annenin seni ilk kucağa aldığı, senin onun parmağını ilk sıktığın anda artık ben de varım diyebildiğimiz bir iletişim aracı. Margaret Atwood “Dokunma konuşmadan önce gelir.” diyerek bu durumu net bir şekilde ifade ediyordu aslında. Belki de dokunmayı diğer duyularımızdan ayıran en büyük vaziyet ise bunu karşılıksız gerçekleştiremeyecek oluşumuzdur. Biri bize bakmadığı halde biz ona bakabilirken, ortada dokunma var ise karşılığında dokunulma gerçekleşiyor demektir. </p>



<p>Biri ile ilk tanıştığımızda, bir iş anlaşmasında karşılıklı güvenimizi temsil eden basitçe bir tokalaşmaktır. Aslında birbirimizin elini uzun uzun sıkarken, karşılıklı anlaşıp anlaşamayacağımıza dair sinyaller veririz. Hatta Antik Yunan döneminde iki insanın karşılıklı silah taşımadığını göstermenin bir usulü olarak görülmüştür bu durum. İnsanlar arasındaki bağları, samimiyeti göstermesinin yanı sıra kimimiz ise öğrenmeyi bile en iyi bu şekilde gerçekleştirir. Varlığa dokunarak vakıf olur. Onun için görmek dokunmaktır.</p>



<p>İşte hayatımızda böyle bir yer edinmişken, pandemi dönemi boyunca, dokunmadan hayat bize nasıl görünürdü senaryosunu en derin şekilde yaşamak durumunda kaldık. Virüs yalnız koku ve tat kaybını değil beraberinde hepimizden dokunma hissini de uzaklaştırdı. &nbsp;Sağlığımız için mesafeleri korumamız gerekirken yeni normal deyip birbirimize sarılmaktan endişe duyar hale geldik. Halbuki bu süreç içerisinde belki de en ihtiyacımız olan şeydi birinin öylesine sırtımızı sıvazlaması. Bundandır ki bunu kabullenemeyip alternatif olarak yumruk ya da dirsek tokuşturma gibi fiziksel bağlantılar kurmaya çalışıp durduk.</p>



<p>Bu ihtiyacın yüzeysel bir ihtiyaç olmadığını yapılan araştırmalar sonucunda da görmekteyiz. Yetimhanedeki çocuklar üzerinde yapılan araştırmalarda henüz hayatının ilk yıllarında temasın kısıtlı olduğu çocuklarda zihinsel ve fiziksel gelişimin de kısıtlı olduğu gözlemlenmiştir. Çünkü birine dokunmak kalp atış hızımızı ve kandaki kortizon düzeyini dengelerken, <strong>oksitosin</strong> salgılatıp kendimizi iyi hissetmemizi de sağlıyor. Oksitosin sayesinde iletişim kurma becerilerimizi güçlendirip yine kendi içimizdeki dengeyi de sağlamamıza yardımcı oluyor.&nbsp; Yani kısaca <strong>ruh sağlığımız</strong> ile oldukça bağlantılı olduğunu söyleyebiliriz.</p>



<p>&nbsp;Tüm bunlara rağmen bu süreçte hepimizin iyiliği için temasın asgari düzeyde olmasına özen göstermek durumundayız ve bu vaziyet uzun da bir süre devam edecek gibi görünüyor. Fakat eğer bu durum alışkanlıklarımızı tamamen değiştireceğimiz anların habercisi ise işte o zaman <strong>gerçeklik</strong>ten kopuşun birinci dereceden tanıkları olacağız demektir.</p>



<p>Salgını atlattığımız ve yeni normal de olsa sarılabileceğimiz günlerin çok uzaklarda olmaması dileğiyle…</p>



<figure class="wp-block-embed-youtube wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Erkan Oğur &amp; Derya Türkan &amp; İlkin Deniz - Dokunmak [ Dokunmak © 2020 Kalan Müzik ]" width="1300" height="731" src="https://www.youtube.com/embed/Y0gDoI1ynx0?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/sirayet.html">Sirayet</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://utopikdunya.com/sirayet.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Değişiyor mu Değiştiriliyor muyuz?</title>
		<link>https://utopikdunya.com/degisiyor-mu-degistiriliyor-muyuz.html</link>
					<comments>https://utopikdunya.com/degisiyor-mu-degistiriliyor-muyuz.html?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ali Cevdet]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2020 13:47:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Değişiyor mu Değiştiriliyor muyuz?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://utopikdunya.com/?p=2859</guid>

					<description><![CDATA[<p>Pandeminin hızlıca yaşamımıza girmesiyle birlikte sıklıkla duyduğumuz üzerimizdeki gizli oyunlar komploları kahvehane merkezinden çıkarak neredeyse televizyonların en çok konuşulan konularından biri haline geldi. Peki ya nedir bu gizli oyunlar? Bu kadar gizli ise neden her yerde konuşulur hale geliyor? Yoksa sırlar deşifre mi oldu? Toplumların olaylara açıklama getirmek için kimi zaman mantık çerçevesinde kimi zamanda...</p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/degisiyor-mu-degistiriliyor-muyuz.html">Değişiyor mu Değiştiriliyor muyuz?</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Pandeminin hızlıca yaşamımıza girmesiyle birlikte sıklıkla duyduğumuz üzerimizdeki gizli oyunlar komploları kahvehane merkezinden çıkarak neredeyse televizyonların en çok konuşulan konularından biri haline geldi. Peki ya nedir bu gizli oyunlar? Bu kadar gizli ise neden her yerde konuşulur hale geliyor? Yoksa sırlar deşifre mi oldu? </p>



<p>Toplumların olaylara açıklama getirmek için kimi zaman mantık çerçevesinde kimi zamanda mantık dışı çözümlerinin yer aldığı olaylar teknolojinin de getirdiği iletişim çılgınlığı ile hiç olmadığı kadar popüler hale geldi. Bir zamanlar tek tük fikirler kitap boyutlarına ulaşıp okuyucular ile buluşurken şimdi haber siteleri, televizyon, internet gibi tüm platformlarda yer alıyor. Sahi ne oluyor?</p>



<p>Komplo teorileri mantık çerçevesinde olduğu sürece elbette mümkün olabilir. En ufak işletmenin bile para kazanmak için kampanya planları var iken devletlerin planlarının olmaması abes kaçacaktır. Fakat durum duyu organlarımız ile kanıtlayacak güçte değilse durum sadece eğlence veya abes ile iştigal olacaktır. </p>



<p>Tarih boyunca çeşitli salgınlarla karşılaşan dünya bunun tanrının gazabı olduğu varsayımı üzerinde durdu. Sonuç istemli veya istemsiz müdahaleler ile devam etmek oldu. Peki ya şimdi? Çağın getirisi ile bunun tanrının gazabı değil de bir takım insanların gazabı olduğunu mu iddia ediyoruz? </p>



<p>İddiaların arkasında somut kanıtlar var ise değerlendirilmeye değer durumlar ortaya çıkabilir. Ya yoksa? İyisi mi biz, yanımıza veba romanını alıp bir tur okuyalım. Sonra sadece düşünelim. Sonra tekrar okuyalım. Bu döngüde böyle sürüp gitsin&#8230;</p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/degisiyor-mu-degistiriliyor-muyuz.html">Değişiyor mu Değiştiriliyor muyuz?</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://utopikdunya.com/degisiyor-mu-degistiriliyor-muyuz.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hristiyanlık Yazı Serisi Bölüm 1: Sözün Dönüşümü</title>
		<link>https://utopikdunya.com/hristiyanlik-yazi-serisi-bolum-1-sozun-donusumu.html</link>
					<comments>https://utopikdunya.com/hristiyanlik-yazi-serisi-bolum-1-sozun-donusumu.html?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Volkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Nov 2019 07:06:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Teoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[I.İznik Konsili]]></category>
		<category><![CDATA[I.Konstantin]]></category>
		<category><![CDATA[Pavlus]]></category>
		<category><![CDATA[Petrus]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://utopikdunya.com/?p=2523</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Başlangıçta söz vardı.&#8221; (Yuhanna 1/1) Peki söz her zaman gerçeği ortaya çıkarmak için midir yoksa arzular doğrultusunda gerçeği yaratmak için midir? Bu soruya Pavlus minvalinde bir cevap ararsak neler söyleyebiliriz? İsa&#8217;nın sözü havarileri aracılığıyla yaydığı kabul edilir. Özellikle 12 havariden biri olan Petrus bu konuda İsa’nın gözdesiydi. Hristiyan külliyatında İsa’nın vefatından sonra tüm havarilere yol...</p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/hristiyanlik-yazi-serisi-bolum-1-sozun-donusumu.html">Hristiyanlık Yazı Serisi Bölüm 1: Sözün Dönüşümü</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;Başlangıçta söz vardı.&#8221; (Yuhanna 1/1) Peki söz her zaman gerçeği ortaya çıkarmak için midir yoksa arzular doğrultusunda gerçeği yaratmak için midir? Bu soruya Pavlus minvalinde bir cevap ararsak neler söyleyebiliriz?</p>



<p>İsa&#8217;nın sözü havarileri aracılığıyla yaydığı kabul edilir. Özellikle 12 havariden biri olan Petrus bu konuda İsa’nın gözdesiydi. Hristiyan külliyatında İsa’nın vefatından sonra tüm havarilere yol gösterenin Petrus olduğu kabul edilir. Matta incili 16:18’de İsa şöyle seslenir:</p>



<p>Sen Petrus&#8217;sun ve ben kilisemi bu kayanın üzerine kuracağım.</p>



<p>Bugün dahi Roma Katolik kilisesi kendi varlığını Petrus’a dayandırır. Roma kilisesi Petrus aracılığıyla İsa üzerine temellendiklerini iddia eder. </p>



<p>Peki İsa gerçekten bir kilise kurmak istemiş midir?</p>



<p>İsa gerçekten çarmıha gerilmiş midir?</p>



<p>İsa gerçekten dirilmiş midir?</p>



<p>Tüm evrenin temsilcisi Pantokrator İsa gerçek midir?</p>



<p>İsa tarihi bir kişilik ise gerçekten ne söylemiştir?</p>



<p>Bu sorular nereden çıktı diye düşünebilirsiniz. Oysa bu soruları sormamızın altında hakikatten olan sözün gerçekliğini düşünsel bir sınava yatırmak vardır. Bu sınama işi her konuda zihnimizde oluşturulan büyüyü ussal zeminde parçalamak ve hakikati aramak isteyen insanın esas vazifesidir.</p>



<p>Bundan mülhem devam edersek; bugün kiliseler dini olan Hristiyanlık Hristiyan dünyasının en önemli 2 azizinden biri olan Tarsuslu Aziz Pavlus tarafından kurulmuştur. Bir Ferisi Yahudisi olan Pavlus esasında İsa’yı görmemiş olaylara şahit olmamıştır. Ancak Pavlus için İsa’nın gerçeken olmasına yahut olayların gerçekten yaşanmasına gerek var mıydı? Mühim olan Pavlus’un nasıl bir İsa görmek istediği ile alakalı olamaz mı ? Neticede istediği gibi bir hikaye oluşturduğunda hikaye gerçeğe dönüşecekti. Çünkü çoğumuzun unuttuğunun aksine avam için mühim olan hakikatın gerçekte nasıl olduğu değil nasıl algılandığıdır.</p>



<p>Pavlus yazdığı mektuplarla yaptığı misyonerlik faaliyetiyle bir Hristiyan cemaati ve neticede kiliseleri kurmuştur. Bir Roma vatandaşı olan Pavlus imparatorluktaki sınıfsal çatışmayı, yoksulluğun yükselişini çok yerinde bir şekilde kullanarak ihtiyacı olan cemaati oluşturmayı başarmıştır. Zira 12 havari dahi sembolik bir anlatımın ötesine geçen dünyevi faaliyetlerde bulunamazken esas dini Pavlus’un kendisi kurmuştur. Pavlus bu sebeple Hristiyan kiliselerinde en önemli konumlarda yerini alır. Örneğin en eski kiliselerden biri olan Kariye’de iç narteksin esas kubbe alanına açıldığı kapının bir tarafında Petrus diğer tarafında Pavlus’un resmini görmeniz bu sebeplerden ötürüdür.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img decoding="async" src="https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/11/Ekran-Resmi-2019-11-11-10.09.26.png" alt="https://tr.pinterest.com/pin/377176537536763711/" class="wp-image-2525" width="345" height="465" srcset="https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/11/Ekran-Resmi-2019-11-11-10.09.26.png 371w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/11/Ekran-Resmi-2019-11-11-10.09.26-223x300.png 223w" sizes="(max-width: 345px) 100vw, 345px" /><figcaption>Pavlus</figcaption></figure></div>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img decoding="async" src="https://i.pinimg.com/originals/2c/a4/9c/2ca49c3b598eba91f47e3ca54a1c458e.jpg" alt="https://tr.pinterest.com/pin/16255248633436710/ PETRUS" width="392" height="442"/><figcaption>Petrus</figcaption></figure></div>



<p>Pavlus&#8217;un kurduğu kilise Petrus üzerinde yükselip Pagan Roma&#8217;da nasıl yer bulmuştur? Sözün hakikat hali mi buna sebep olmuştur? Yoksa siyasi çatışmalarda nüfuz elde etmek için Hristiyan cemaatini safına çekmek isteyenler mi kendi dinlerini yaratmıştır? Mesela I. Konstantin imparator olabilmek için Hristiyanlığın nüfuzunu kullanmış mıdır? </p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" src="https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/d/da/Nikea-arius.png/640px-Nikea-arius.png" alt="1.konstantin ve iznik konsili ile ilgili görsel sonucu"/><figcaption>I. İznik Konsili ve Ariusçuluk</figcaption></figure>



<p>Bir pagan olan I. Konstantin hristiyanlığı kabul ettikten sonra neden İznik konsilini toplamış ve burada Ariusçu tekvin fikirlerini küfür kabul ettirip teslis inancını Hristiyanlığın özü haline getirmiştir?</p>



<p>İsa&#8217;dan Havarilere oradan Pavlus&#8217;a oradan da I. Konstantin&#8217;e gelen süreçte söz hakikat olarak kalabilmiş midir yoksa söz ile istenilen arzulanan şey mi hakikat olarak sunulmuştur?</p>



<p><strong><em>KAYNAKÇA</em></strong></p>



<p><em>İncil, King James</em></p>



<p><em>Gibbon, Edward, The History of the Decline and Fall of the Roman Empire</em></p>



<p><em>Kazancakis, Nikos, Günaha son Çağr</em>ı</p>



<p><em>Akşit, İlhan, Mozaikleri ve Freskleri ile Kariye Müzesi </em></p>



<p><a href="https://islamansiklopedisi.org.tr/kariye-camii">https://islamansiklopedisi.org.tr/kariye-camii</a></p>



<p><a href="https://islamansiklopedisi.org.tr/fener-rum-ortodoks-patrikhanesi">https://islamansiklopedisi.org.tr/fener-rum-ortodoks-patrikhanesi</a></p>



<p><a href="https://islamansiklopedisi.org.tr/havari">https://islamansiklopedisi.org.tr/havari</a></p>



<p><a href="https://islamansiklopedisi.org.tr/isa">https://islamansiklopedisi.org.tr/isa</a></p>



<p><em>Ancient Rome: The Rise and Fall of an Empire</em>, BBC documentary</p>



<p><em>The Last Temptation of Christ, Martin Scorsese, Movie</em></p>



<p><em>The Passion of the Christ, Mel Gibson, Movie</em></p>



<p><em>Paul, Apostle of Christ, Andrew Hyatt, Movie</em></p>



<p><em>Tarih, Düşünürler, Konsiller, Mektuplar, Siyaset, İktidar ve Güç Arzusu, Sınıf çatışmalarından doğan ihtiyaçlar! (Bu başlıklar serinin diğer yazılarının ana temaları olacaktır.)</em></p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/hristiyanlik-yazi-serisi-bolum-1-sozun-donusumu.html">Hristiyanlık Yazı Serisi Bölüm 1: Sözün Dönüşümü</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://utopikdunya.com/hristiyanlik-yazi-serisi-bolum-1-sozun-donusumu.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>The Souvenir</title>
		<link>https://utopikdunya.com/the-souvenir.html</link>
					<comments>https://utopikdunya.com/the-souvenir.html?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selsebilosawa]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Aug 2019 11:56:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Joanna Hogg]]></category>
		<category><![CDATA[Martin Scorsese]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Eleştirileri]]></category>
		<category><![CDATA[The Souvenir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://utopikdunya.com/?p=2348</guid>

					<description><![CDATA[<p>İngiliz yönetmen Joanna Hogg&#8217;un yazıp yönettiği, Martin Scorsese&#8217;nin yapımcılığını üstlendiği, başrollerinde Honor Swinton ve Tom Burke gibi oldukça yetenekli isimlerin bulunduğu film; The Souvenir. Film aynı zamanda Sundance Film Festivali&#8217;nde fazlaca alkış almış ve Dünya Sineması bölümünde Jüri Büyük Ödülü&#8217;nü kazanmış. Çok sevdiğim bir dostum bu filmle ilgili &#8220;bir çöküş hikayesi&#8221; tabirini kullanmıştı, sanıyorum ki...</p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/the-souvenir.html">The Souvenir</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İngiliz yönetmen Joanna Hogg&#8217;un yazıp yönettiği, Martin Scorsese&#8217;nin yapımcılığını üstlendiği, başrollerinde Honor Swinton ve Tom Burke gibi oldukça yetenekli isimlerin bulunduğu film; The Souvenir. Film aynı zamanda Sundance Film Festivali&#8217;nde fazlaca alkış almış ve Dünya Sineması bölümünde Jüri Büyük Ödülü&#8217;nü kazanmış. </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img decoding="async" width="1024" height="620" src="https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142205-1024x620.jpg" alt="" class="wp-image-2349" srcset="https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142205-1024x620.jpg 1024w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142205-300x182.jpg 300w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142205-768x465.jpg 768w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142205-375x227.jpg 375w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142205-450x272.jpg 450w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142205-867x525.jpg 867w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142205.jpg 1189w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure></div>



<p>Çok sevdiğim bir dostum bu filmle ilgili &#8220;bir çöküş hikayesi&#8221; tabirini kullanmıştı, sanıyorum ki bu filmi en iyi özetleyecek tabir de tam olarak bu. Filmi izlemeyenler için filmin içeriğinden detaylıca bahsetmeyecek, yalnızca birkaç şeye değineceğim… <br> Film, 80&#8217;ler İngiltere&#8217;sinde geçmekte. İki saatlik, su gibi akan bir zaman diliminde bir ilişkinin başlangıcından bitimine kadar olan serüvene tanık oluyoruz. Honor Swinton yani Julie ilk uzun metrajlı filmini çekmek isteyen ve bunun için senaryo yazmakta olan bir sinema öğrencisidir. Partneri Tom Burke yani Anthony ile de bu süre zarfında tanışır. Tanışmaları ile birlikte hem Julie&#8217;nin filmi çekme çabalarını, hem Anthony ile olan karmaşık ilişkisini hem de ailesi -özellikle annesi- ile olan ilişkisini izliyoruz. Olaylar Julie&#8217;nin etrafındaki bu film-aile-sevgili üçgeninde dolaşıyor fakat bu üçgenin bizi daha çok sarsacak olan ucu da şüphesiz Anthony oluyor.  Julie yeni tanıştığı Anthony ile ona danışmak ve filmiyle ilgili konuşmak adına  birkaç defa buluşur. İkisi arasında geçen diyaloglar ise bir ilişkinin başlayabileceğinin habercisidir. Çünkü Anthony görünüşe göre Julie&#8217;nin ruh eşi olabilecek bir kişidir. Sonrasında Anthony bir sebepten dolayı Julie&#8217;nin evinde kalmak ister ve Julie de bu ricasını geri çevirmez. Evde oldukları süre zarfında aralarındaki günden güne gelişen bağlılık gözle görülebilir cinstendir. Julie aynı yatakta uyudukları zaman aralarında oyuncaklardan oluşan bir duvar örer ve aralarındaki mesafeyi onunla anlarız. Ama Anthony yurt dışına yaptığı kısa bir geziden döndüğünde o duvarın artık olmadığını, o duvarı tamamen yıktığını görürüz. Böyle tatlı bir detayla artık bir ilişkide olduklarını anlarız.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img decoding="async" width="1024" height="625" src="https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142117-1024x625.jpg" alt="" class="wp-image-2351" srcset="https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142117-1024x625.jpg 1024w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142117-300x183.jpg 300w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142117-768x469.jpg 768w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142117-375x229.jpg 375w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142117-450x275.jpg 450w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142117-860x525.jpg 860w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142117.jpg 1179w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure></div>



<p> Aralarındaki temas ve diyaloglar bize kişilikleriyle ilgili çok şeyi anlatırken bir yandan da heybemizi boş bırakmaktadır. Anthony&#8217;nin aslında güvenilmemesi gereken bir adam olduğunu göstererek, ilk ters köşesini yaparak bizi şok içerisinde bırakıyor film ve devam ediyor bizi çıkmazlara sürüklemeye. Ama Julie her şeye rağmen Anthony&#8217;nin yanında olmaya devam edecek, Anthony&#8217;e güvenebileceği fikrine ikna edebilecek detayları yakalamak için her şeyi deneyecektir. Bu sırada da kendi filmini çekme sürecindedir Julie. Aslında bakarsanız bu filmin yapım süreci ile ilişkinin gidişatı oldukça paralel bir şekilde gitmekte. Bu güvensizlik, aşk, sadakat, azim ve bağlılık günden güne ikisini de, çoğunlukla da Julie&#8217;yi etkilemektedir. Bu yoğun duygu sekine, mücadelelerle dolu ateş çemberine rağmen sonuna kadar dimdik ayakta kalan güçlü karakterimiz Julie olacaktır. Her probleme rağmen filmini bitirecek ve ve filmini bitirmesiyle perde kapanacaktır.</p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" width="1024" height="620" src="https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142137-1024x620.jpg" alt="" class="wp-image-2350" srcset="https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142137-1024x620.jpg 1024w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142137-300x182.jpg 300w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142137-768x465.jpg 768w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142137-375x227.jpg 375w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142137-450x272.jpg 450w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142137-868x525.jpg 868w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142137.jpg 1190w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Film öyle ters köşe yapıyor, öyle savunmasız kaldığınız bir zamanda sizi yakalıyor ki filmin sonunda hissetmeniz gereken duyguyu kestirmekte oldukça güçlük çekiyorsunuz. Savunmasız kaldığınız bir yerinizden yakalıyor diyorum çünkü ben sanmıyorum ki herhangi bir insan kendinden bir şeyler bulamasın bu filmde.  Çünkü sıradan bir aşk hikayesi, klişelerle dolu bir film değil. aksine, izlemesi ve aynı zamanda kabullenmesi cesaret isteyen, düşünce dünyasını altüst edebilecek bir yapıda bu film. &#8216;Huzursuzluğun Filmi&#8217; adeta. Bütün bu duyguları yaşatmakta büyük rolü olan bir diğer etken de oyunculuklar, olağanüstü güzellikte bir performans sergilediler şüphesiz. Oyunculuklar öyle güzel, senaryo öyle iyi kurgulanmış ve tasarlanmış ki kişi kendini sadece filmin izleyicisi olarak değil de, sanki o evde yaşayan 3. Bir kişi/ bir dost olarak hissediyor kendini. Zorlayıcı ama içten, kasvetli olduğu kadar sessiz, gerçek ve bir o kadar da sürreal. İzlenmeli bu film, kesinlikle izlenmeli. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>&#8220;-Çok özelsin, Julie<br> +Öyle olduğumu sanmıyorum</p><p>-Hayır, öyle olduğunu sanmıyorsun</p><p>+Çok normal, gerçekten.</p><p>-Evet normal… normal falan değilsin, sen bir ucubesin<br> +Teşekkür ederim. Nasıl bir ucube olabilirim ki?</p><p>-Kırgınlığın<br> +Bu iyi bir şey mi?</p><p>-Sanırım biliyorsun</p><p>+Bence tamamen sıradanım</p><p>-Sen sıradan değilsin. Kaybolmuşsun. Ve sen hep kayıp kalacaksın.&#8221;</p></blockquote>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" width="1024" height="617" src="https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142228-1024x617.jpg" alt="" class="wp-image-2352" srcset="https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142228-1024x617.jpg 1024w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142228-300x181.jpg 300w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142228-768x463.jpg 768w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142228-375x226.jpg 375w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142228-450x271.jpg 450w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142228-871x525.jpg 871w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142228.jpg 1195w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Aşkın en kusurlu hali belki de. Aşk, bağlılık ve bağımlılık. Hassas kişilikler ve hassas bedenler. Kayıp bir ruhun, yani kadının, aşka olan sonsuz sadakati, inancı. Bir heykeltıraşın en iyi eserine gösterdiği ehemmiyet misali; zarif ve naif. En çok da kırgın aslında. Ancak bu, erkeğin ruhunu serbest bırakmamasına engel olmuyor. Sessiz gözüken, ancak arkasında derin bir enkaz bırakan kayboluş… Kadın, filminin son sahnelerini çekiyor. Film bitiyor. Erkeğin ruhu kayıp, kadının ruhu daha da kayıp kalıyor. Ve gökyüzü.</p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" width="1024" height="622" src="https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142246-1024x622.jpg" alt="" class="wp-image-2353" srcset="https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142246-1024x622.jpg 1024w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142246-300x182.jpg 300w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142246-768x466.jpg 768w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142246-375x228.jpg 375w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142246-450x273.jpg 450w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142246-865x525.jpg 865w, https://utopikdunya.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_20190820_142246.jpg 1186w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<figure class="wp-block-embed-youtube alignleft wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-embed-aspect-4-3 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="I Hope That I Don&#039;t Fall In Love With You" width="1300" height="975" src="https://www.youtube.com/embed/YTfwWKlVLYM?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/the-souvenir.html">The Souvenir</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://utopikdunya.com/the-souvenir.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşam Yolculuğundan Aforizmalar -4-</title>
		<link>https://utopikdunya.com/yasam-yolculugundan-aforizmalar-4.html</link>
					<comments>https://utopikdunya.com/yasam-yolculugundan-aforizmalar-4.html?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hilal]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jul 2019 13:56:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://utopikdunya.com/?p=2060</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günaydın.Zihnimin yıkıcı ve karmaşık yalanlarından geldim buraya. Kendimi serbest bıraktığımdan beri düşünmüyorum neyi düşündüğümü. Özgürlük bana sekiz harften oluşmadığını anlatmaya çalışırken, düştüğüm yerde, sesini duydum. &#8220;Beni böl, parçalarıma ayır ve kaybet. Beni ararken bulacaksın.&#8221; Özgürlüğü buldum mu ki kaybedeceğim, bulduğum bir şeyi tekrar bulmak için mi kaybetmeliyim? &#8220;Bulduğunu sanma, kaybet.&#8221; Bulmadan nasıl kaybedebilirim ki, hem...</p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/yasam-yolculugundan-aforizmalar-4.html">Yaşam Yolculuğundan Aforizmalar -4-</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Günaydın.Zihnimin yıkıcı ve karmaşık yalanlarından geldim buraya. Kendimi serbest bıraktığımdan beri düşünmüyorum neyi düşündüğümü. Özgürlük bana sekiz harften oluşmadığını anlatmaya çalışırken, düştüğüm yerde, sesini duydum. &#8220;Beni böl, parçalarıma ayır ve kaybet. Beni ararken bulacaksın.&#8221; Özgürlüğü buldum mu ki kaybedeceğim, bulduğum bir şeyi tekrar bulmak için mi kaybetmeliyim? &#8220;Bulduğunu sanma, kaybet.&#8221; Bulmadan nasıl kaybedebilirim ki, hem irademle nasıl kaybedebilirim? &#8220;Düşene takılıp düştün, kendinle tanıştın, düşeni seyretme artık. Bırak sırtında izin kalsın, bırak ayakkabın yeri kirletsin.&#8221; Nasıl, lütfen, nasıl? &#8220;Artık kalk ve yoldan çekil, bırak insanlar koşsun. Nerede duracağını bilmeden durmak aptallıktır. Öylece dururken, beni bulduğunu sanma. Beni böl, parçalarıma ayır ve kaybet.&#8221; Bunu nasıl açıklayabilirim, o kadar kelime bilmiyorum. Hafızam iyi değil ve en önemlisini ilk unutuyorum. Kelimeler kitaplarımla birlikte yandı, bunu nasıl açıklayabilirim ki, bu pervasız hissi&#8230; &#8220;Her şeyi unut. Ama ben sekiz harf değilim, beni böl, parçalarıma ayır ve kaybet.&#8221;Harflere ihtiyacım var, sarayımdakiler yetmez. &#8220;Beni anlama, gözlerini kapat ve serbest bırak. Peşinden gitme, kenara çekil ve her şeyini kaybet. Bundan sonra yolda olamazsın. Beni bulmak istiyorsan, lütfen, kaybet.&#8221; Sana geldim, yoldakilere sırtımı dönüp buraya geldim ve sesini yeni duydum. Hiçbir şeyim yokken, neyi kaybedeceğim şimdi ben? &#8220;Kelimeleri boşver, anlamını unut. Kitapların yandıysa kalemleri de kır. Yanlış bir şey yapmadın ama doğru da değil yaptıkların. Doğruyu ve yanlışı unut, beni böl, parçalarıma ayır ve kaybet.&#8221; Ya seni özlersem, ya özgürlüğe hasret kalırsam, ya içimde birikirse kelimeler ve içime sığmazsam&#8230; Kendimi adadım, yarınım yok ve yok olmak amacım. Artmayı göze nasıl alırım? &#8220;Sadece beni değil, terk ettiğin insanlığı da unut. Yalnız olduğunu biliyorsun, yalnızken beni nasıl bulabilirsin? Benimle birlikte olduğunu anla, benimle birlikte yalnız kal. İnsanlığın yanına otur ve insanlıkla yalnız kal. İnsanlar yanındayken yalnız hissettiklerinde yok olabilirsin. Sen, ben ve insanlık, yalnız kalacağız. Yalnızmışcasına özgür olacağız. Ama önce beni böl, parçalara ayır ve kaybet. Kaybetmeden bulamayacaksın.&#8221;</p>



<figure class="wp-block-embed-youtube wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
https://www.youtube.com/watch?v=MT_Hg-6Juew
</div></figure>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/yasam-yolculugundan-aforizmalar-4.html">Yaşam Yolculuğundan Aforizmalar -4-</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://utopikdunya.com/yasam-yolculugundan-aforizmalar-4.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>NİKOS KAZANCAKİS: ZORBA</title>
		<link>https://utopikdunya.com/nikos-kazancakis-zorba.html</link>
					<comments>https://utopikdunya.com/nikos-kazancakis-zorba.html?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Volkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jul 2019 20:29:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihsel Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Nikos Kazancakis]]></category>
		<category><![CDATA[Novel and history context]]></category>
		<category><![CDATA[Roman ve Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Zorba]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://utopikdunya.com/?p=2039</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zorba Grek toplum yapısının özüne dair yazılmış çok klas bir roman. Romanların tarih kitaplarının yapamadığını gerçekleştirdiğine dair bir kanıya sahibim. Tarih bilimi genellemeler veya liderler üzerinden anlatılar yapar. Söz gelimi Kanuni Sultan Süleyman, Stalin, Hitler, Napolyon gibi dönemlere damga vurmuş kişiler üzerinden anlatı yapılır. Ancak sokaktaki insanın yaşadıkları, hissettikleri, başına gelenler hakkında çoğu zaman sessiz...</p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/nikos-kazancakis-zorba.html">NİKOS KAZANCAKİS: ZORBA</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Zorba</strong> Grek toplum yapısının özüne dair yazılmış çok klas bir roman. Romanların tarih kitaplarının yapamadığını gerçekleştirdiğine dair bir kanıya sahibim. Tarih bilimi genellemeler veya liderler üzerinden anlatılar yapar. Söz gelimi Kanuni Sultan Süleyman, Stalin, Hitler, Napolyon gibi dönemlere damga vurmuş kişiler üzerinden anlatı yapılır. Ancak sokaktaki insanın yaşadıkları, hissettikleri, başına gelenler hakkında çoğu zaman sessiz kalır. Sessiz kalmadığı zamanlarda ise genellemeler yaparak herhangi bir mekanda geçen zaman dilimindeki insanların özünü anlamamızı engeller. Bu bağlamda romanlara büyük ihtiyaç duyduğumuz kanısındayım. Tolstoy, Soljenitsin, Dostoyevski, Bulgakov gibi yazarların romanları sayesinde Rus toplumunun sokaklarında geçen gerçek tarihi hissedebilir anlamlandırabiliriz. Yahut Mithat Cemal Kuntay, Kemal Tahir, Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Alev Alatlı,  gibi önemli roman yazarlarının kaleminden dökülenler Türk toplumunun ve bireylerin yaşadığı tarihi bize anlatır. </p>



<p>Yani sözün özü roman yazarları ve tabiki şairlerde bize sokağın tarihini, hakikatin özünü verir. Söz gelimi Baki’nin mersiyesiyle kısıtlı bir tarihsel algıya sahipseniz ve hayatınızda Kitabe-i Seng-i Mezarı hiç okumadıysanız gerçek bir tarihsel algıya sahip olamazsınız.&nbsp;</p>



<p>Tüm bu bağlam bilgisinin ışığında <strong>Grek toplumuna</strong>, <strong>Balkan bunalımları</strong> zamanında yaşanan etnik çatışmalara dair gerçek bir tarihsel algıya sahip olmak için Zorba romanı mutlaka okunmalıdır. Grek toplumunun dini inanışları, kadın ve erkek ilişkileri, toplumsal ilişkiler, işsizlik, Balkanlardaki etnik çatışmalar, bölgedeki akan kanın halklar üzerindeki etkileri Zorba romanında karakterler üzerinden derince işlenmiş durumda. Ayrıca Zorba’daki&nbsp; ince analizleri dikkatle okuduğunuzda Anadolu halkından esintilerde bulacaksınız. </p>



<p>Okumanın Kıymetini anlamanız dileğiyle&#8230;</p>



<figure class="wp-block-embed-youtube wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-embed-aspect-4-3 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Zorba The Greek - Sirtaki (HQ Music)" width="1300" height="975" src="https://www.youtube.com/embed/dzlcxN0lxSo?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/nikos-kazancakis-zorba.html">NİKOS KAZANCAKİS: ZORBA</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://utopikdunya.com/nikos-kazancakis-zorba.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aklın çocuk hali, ergen hali ve olgun hali</title>
		<link>https://utopikdunya.com/aklin-cocuk-hali-ergen-hali-ve-olgun-hali.html</link>
					<comments>https://utopikdunya.com/aklin-cocuk-hali-ergen-hali-ve-olgun-hali.html?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Volkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jul 2019 22:21:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Aklın evrimi]]></category>
		<category><![CDATA[İmgesel düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Rasyonal Düşünce]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://utopikdunya.com/?p=2031</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;İsa doğdu, benim koca bilginim; kağıt farem benim! Doğdu mu, doğmadı mı diye ince eleyip durma! Elbette doğdu; budala olma! Günün birinde bir makinist bana dedi ki: Bir lup alıp içtiğimiz suya bakarsan, onun göze görünmeyen küçük küçük kurtlarla dolu olduğunu görürmüşsün. Kurtları görecek ve su içmeyeceksin. İçmeyeceksin de susuzluktan gebereceksin! Lupu kır patron! Kır...</p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/aklin-cocuk-hali-ergen-hali-ve-olgun-hali.html">Aklın çocuk hali, ergen hali ve olgun hali</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;İsa doğdu, benim koca bilginim; kağıt farem benim! Doğdu mu, doğmadı mı diye ince eleyip durma! Elbette doğdu; budala olma! Günün birinde bir makinist bana dedi ki: Bir lup alıp içtiğimiz suya bakarsan, onun göze görünmeyen küçük küçük kurtlarla dolu olduğunu görürmüşsün. Kurtları görecek ve su içmeyeceksin. İçmeyeceksin de susuzluktan gebereceksin! Lupu kır patron! Kır namussuzu da, kurtlar hemen kaybolsun! Sen de suyu içip serinle!” (Kazancakis, s.143)</p>



<p>Nikos Kazancakis’in Zorba romanındaki Alexis Zorba karakterinin ettiği bu sözler modern dünyadaki en derin problemlerimizden birine işaret ediyor: Düşünen insanın hayatını epeyce meşgul eden inanç ve rasyonel sorgulama çatışmasını. Ortodoks, Katolik, Sünni, Şia dünyalarındaki düşünürlerin omuzlarına çöken bu çatışma bir gerilim haline sebep oluyor. Edinilmiş ve tecrübi bilgi, aydın zihni her türlü inanç karşısında bir uzaklaşma tavrı geliştirmesine sebep olmakta. Bu tavır beraberinde daha gerçekçi bir dünya algısı yaratmaktadır. Bu gerçekçi dünya algısı haliyle imgeleri ve imgesel düşünceyi sanat ve din kurumlarına kapatıyor. İmgelem dışındaki her türlü düşünüş halini aklın konusu yapıyor ve bu bağlamda korkusuzca analiz ediyor. Bu eylemleri gerçekleştiren bireyler için artık imge haline geri dönüş ne yazık ki pek mümkün görünmüyor. Yazık çünkü bu zihin hali bütünsel bir cevaba sahip olamayacağının da farkında oluyor. Bu cevapsızlık hali KONFOR KAYBINA sebep oluyor. Bütün bir cevaba sahip olan inançlı zihin muhteşem bir konfor haliyle sabit bir psikolojik hal içerisinde devam edebiliyordu. Oysa cevapsızlık hali beraberinde konfor kaybını; bu da biyolojik organizmayı psikolojik bunalıma sokuyor. Bunalım halindeki bu yeni zihin hayatını konfor içerisinde idame ettirmesine yarayan tüm şemalarını birer birer kaybetme tehlikesiyle baş başa kalıyor. Bu görülen o ki travmatik bir yol. Zira bu yolun eşiğindeki insanların büyük bir kısmı çözümü imge dünyasına kaçmakta buluyor. Nitekim Pascal bu olguya verilebilecek en etkileyici örnektir. Pascal’ın şu sözlerinden bu olgunun varlığını örneklendirebiliriz:</p>



<p>“İnsanın körü körüne ve sefil durumunu gördüğüm zaman kendi dilsizliğiyle bütün evrene baktığımda, sanki evrenin bu köşesinde yitmiş gibi onu buraya kimin koyduğunu, ne yapmaya geldiğini, öldüğünde ona ne olacağını bilmeden, bir şey bilmekten aciz, insanı kendi kendine ışıksız bırakılmış gördüğümde, dehşete düştüm, uykusunda alınıp korkunç ıssız bir adaya götürülen, uyandığında hiçbir kaçma yolunun olmadığının gören biri gibi. Sonra, böyle sefil bir durumun insanları ümitsizliğe sürüklememesine şaştım.”(Armstrong, s.427)&nbsp;</p>



<p>Bu sözler Pascal’ın eşikten baktığına delalet ediyor. Bu eşikten ürken Pascal&nbsp; Jansencilikle birlikte hızla imge dünyasına geri dönüş yapar:</p>



<p><strong>Ateş</strong></p>



<p>“İbrahim’in Tanrısı, İshak’ın Tanrısı, Yakup’un Tanrısı” filozofların ve bilginlerin Tanrı’sı değil. Kesinlik, keskinlik, yürekte duyulan neşe, huzur.</p>



<p>İsa Mesih’in Tanrısı.</p>



<p>İsa Mesih’in Tanrısı.</p>



<p>Benim Tanrım, senin Tanrın.</p>



<p>Tanrın Tanrım olacak.”</p>



<p>Bu saatten sonra Pascal için huzurdan fazlası olamazdı. Zira mistik rüya deneyimi ondan çok kıymetli bir şeyi……………… çalmış olsa da ona huzurunu geri vermişti.</p>



<p>Eşiği bir kez geçtikten sonra adım atmaya devam eden zihinler ise deliliğin sınırlarında hayatlarını sürdürüyorlar. Bu hal kanımca bilgiyle gerçekten tanışmanın tek yolu. Toplumsal yaşayışta kendini derinden hissettiren gelenek temelli bilgiler (burada her gelenek bilginin kötü anlam taşıdığı çıkmaz. Aynı zamanda geleneğe dair inançlarında eleştirildiği anlamı çıkmaz) deliliğin sınırlarında incelenmeye devam edildiği takdirde sizi kavramların dünyasına taşır. Bu kavramsal zihnin doğuşu bireysel acının artışınında habercisidir. Zira bilimsel bilgi de bu raddeden sonra sorgulanacak bir mecra haline gelir. Çünkü bu zihin hali tüm ön kabullerden rahatsız olur ve uyum problemi yaşar. Bu uyum problemini aşmak ise tüm bilme eyleminin evrimleşmesine bağlıdır. Aklın çocuk hali aşıldıktan sonra ortaya çıkan ergen akıl yeni bir şeye gebe kalırsa doğacak olan olgun akıl yeni bir muhakeme yeteneğine sahip olur. Bu muhakeme yeteneği deliliğin sınırlarında gezen insanı tepkisel-duygusal eylemlerden kurtaracaktır. Ussal düzenlemenin varlığı bireyi daha kararlı bir hakikat arayışına kaçınılmaz olarak yönlendirir.</p>



<p>Bu aşamaların sonucunda yeniden inşa süreci başlar. Yeniden inşa sürecinde kavramlar taklidi bir şekilde öğrenilmez. Her kavram linguistik, tarihsel kökenleri dahil olmak üzere organik bir bağlama oturtulur. Söz gelimi “akıl” aracıda ikal etmek(bağlamak) kökünden gelir. Her veriyi birbirine bağlayarak organizmanın görüşünü yüceltir ve anlama kapasitesini arttırır. Organik bu bağlam acı halinin zevke dönüşmesinin de habercisidir. Michel Foucault “Bilgi derin bir şekilde zevkle ilişkilidir.” derken aklın çocuk ve ergen halinden doğan olgun zihnin bilgi ve anlama kapasitesi organik bir bağlam temelinde dönüşünce yaşadığı haz durumunun haberini verir.&nbsp;</p>



<p>Deliliğin sınırlarında yaşanan acı hali yerini doymak bilmeyen bir şehvete bıraktığında olgun aklın tüm dünyayı organik bağlamlara oturturken yaşadığı zevk artık doyurulabilir olmaktan çıkar. Hakikate dair yolculuk bu noktadan sonra başlar.</p>



<p>“Özgürlük, kim olduğumuzu keşfetmekte ya da saptamakta değil, bizi tanımlayıp sınıflandırmış bulunan tüm kurumlara başkaldırıda yatar.” (Foucault)</p>



<p style="text-align:right"><em><strong>13 Temmuz 2019 Cumartesi 01.15</strong></em></p>



<figure class="wp-block-embed-youtube wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="İsmet ÖZEL - Akla Karşı Tezler (1974)" width="1300" height="731" src="https://www.youtube.com/embed/b1qxtYHvBp0?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p><em>Kaynakça</em></p>



<p>1.Tanrı’nın Tarihi, Karen Armstrong</p>



<p>2.Nicos Kazancakis, Zorba</p>



<p>3.Michel Foucault, Deliliğin Tarihi</p>



<p>4.Cengiz Özakıncı, Dil ve Din</p>



<p>5.Hieronymus Bosch, Aptallar Gemisi<br></p>
<p>The post <a href="https://utopikdunya.com/aklin-cocuk-hali-ergen-hali-ve-olgun-hali.html">Aklın çocuk hali, ergen hali ve olgun hali</a> appeared first on <a href="https://utopikdunya.com">Ütopik Dünya</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://utopikdunya.com/aklin-cocuk-hali-ergen-hali-ve-olgun-hali.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>

<!--
Performance optimized by W3 Total Cache. Learn more: https://www.boldgrid.com/w3-total-cache/


Served from: utopikdunya.com @ 2026-04-23 11:36:29 by W3 Total Cache
-->